29 Kasım 2009 Pazar

bence mümkün

mahmut'un emeğe saygıyı, +repleri, tıklanmış teraziyi hak eden türk spor basınından seçmelerine bakınca aklıma şey geldi. halkın entel-dantel işi olarak gördüğü meseleler spor basınımızınkine benzer bir üslupla, über-yaratıcı manşetlerle aktarılsa mevzubahis meseleler daha fazla ilgi çeker mi? kıraathanelerimizde mesela post-yapısalcılık üzerine kavga çıkar mı, yağız delikanlılarımızdan neo-pozitivistlerle post-modernistler bilim felsefesi üzerine kanlı bıçaklı olur mu, ''dostoyevski'ye küfür etti'' diye adam dövmeye gidenler türer mi, başka bir dünya mümkün mü? mesela şöyle:


EINSTEIN NEWTON'U YİNE MARİZLEDİ
klasik fiziğin babalarından newton hiç kimseden çekmedi einstein'dan çektiği kadar. özel görelilik teorisiyle mutlak uzay-zaman düşüncesini yerle bir eden einstein, şimdi de genel görelilikle kütle-çekim düşüncesini tokatlayarak klasik fizik sevdalılarını bir kez daha marizledi.


GENÇ WERTHER GOETHE GELDİ
almanya'da goethe'nin yazdığı ''genç werther'in acıları'' isimli kitap insanları intihar etmeye yönelttiği gerekçesiyle yasaklandı. goethe'nin yasak koyanlar hakkındaki görüşü ise ''o... çocukları'' şeklinde. genç wertherler rahatsız.



FOUCAULT'DAN PAT KÜT PAT CHOMSKY YİNE HAŞAT
dünya meseleleri ve solun geleceği üzerine tartışmak için bir araya gelen ikilide tokatlayan taraf yine foucault oldu, chomsky yine kahroldu.


SOKRATES'İN HALİ NIETZSCHE
modernitenin haylaz çocuğu nietzsche açtı ağzını yumdu gözünü. antik yunan'da sokrates'le başlayan dönemin köle ahlakına giden yolun başlangıcı olduğunu dile getiren nietzsche sokrates'i dövmekten beter etti.



GELECEĞİ NAH HESAPLARLAR
ortaya attığı belirsizlik ilkesiyle birlikte parçacıkların hiçbir zaman aynı anda konumu ve hızının bilinemeyeceğini savunan heisenberg'in laplace'a cevabı sert oldu. klasik determinizmden yola çıkıp falcılık yapabileceğini zannedenlerin kendisini çok güldürdüğünü söyleyen heisenberg, einstein'ın ''tanrı zar atmaz'' lafı hatırlatılınca ''einstein'a kafam girsin!'' diyerek sözlerini tamamladı.



BİR BABA HİNDİ KARL POPPER'A BİNDİ
bilim felsefecileri arasındaki görüş ayrılığı hızla büyüyor. karl popper'ın öncüsü olduğu neo-pozitivist anlayışı thomas kuhn'dan sonra paul feyerabend da tokat manyağı yaptı. ''yönteme karşı'' isimli kitabında aslında bilimsel yöntem diye bir şeyin olmadığına işaret eden feyerabend neo-pozitivistlerin korkulu rüyası oldu.

türk spor basını














:/


dünyanın en güzel surat ifadesi.

26 Kasım 2009 Perşembe

bayram mesajı

13-14 yaşlarındayken özgür iradeye inanmadığımı ''bir zar düşün :) 5 gelme olasılığı altıda bir ihtimal diyoruz :) ama aslında zarı attığın anda ne geleceği belli :) o anki şartlara göre, elinden çıkış hızına göre, zarın kaç kere sekeceği ve ne geleceği belli :) nöronlarımız da aynı fizik kurallarından bağımsız değil :) sadece çok daha fazla olasılık var, ama olasılıklar arasında seçimi yapan biz değiliz :) sistemin içinde olduğumuz için seçim yaptığımızı zannediyoruz :) ne yapacağımız zaten belliyse ve bunu belirleyen şartlar kontrolümüz dışındaysa (aranızda nöron terbiyecisi varsa bilemem) aslında seçim yapıyor sayılmayız :)'' türünden sikko analojilerle, dünyada ilk kez benim akıl ettiğim bir düşünceymiş gibi çevremdekilere açıklamaya çalışırken internette ''havaya fırlatılan taş eğer konuşabilseydi mutlaka kendi iradesiyle yola çıktığını söylerdi.'' aforizmasıyla karşılaşmış, ''kim lan bu fikrimi çalıp da millete aforizma diye pazarlayan göt lalesi?'' diye araştırma yaptığımda da karşıma benden 350 sene önce yaşamış olan spinoza çıkmış, ''bu dünyaya katacak hiçbir şeyim yok, söylenecek her şey söylenmiş. 350 sene önce yaşasaydım şimdi beni konuşacaktı herkes.'' klişesini dile getirmeme sebep olmuştu. 31 aralıkta insanların aslında doğum günümü değil de yılbaşını kutladığını öğrendiğim zamanki kadar olmasa da büyük bir travma yaşamıştım. sonra kendimi futbola verdim ''beşiktaş feneri yine marizledi ehehe'' muhabbeti hayatımda daha fazla yer edinmeye başladı. üzgünüm, mevzubahis spinoza olunca ''sadece hayatımı çalan insanlardan biri'' düşüncesinden öteye gidemiyorum. (solipsizme benden önce atlamış berkeley var mesela, o da ayrı bir travmanın konusu.) bu arada en tepedeki sikko analojime ''olm kuantum fiziği var lan, atomaltı geyiklerde ne olacağı gayet belirsiz. determinism sucks, heisenberg rocks'' diyerek saldırmayacağınızı bilsem de ben ''preemptive strike''ımı yapayım, petrol yataklarınızı şimdiden kontrolüm altına alayım: ''bizim hesaplayamamamız hesaplanamayacağı anlamına gelmez.''

neyse işte, spinoza günleri yaklaşırken benim aklıma bunlar geldi. velhasıl spinoza kötü biri. neden kötü? çünkü hayatımı çaldı. neden hayatımı çaldı? çünkü kötü biri (totolojilerleyasiyorum.com). aslında bakarsan çoğu şey totoloji, ister basit olsun ister karmaşık, fark etmez. gerçekliğini gerçek olduğunu iddia eden bir kitap üstünden kanıtlamaya çalışan bir din de totoloji, haklılığını haklı olduğuna inandığı bir siyasi liderin söylevlerine referans vererek ispatlamaya çalışan bir ideoloji de... kütle, zaman, enerji gibi kavramları ortaya atan (evrenin özünde olan şeyler değil bunlar), doğruluğunu kendi içindeki matematiksel tutarlılığa ve bu kavramlara dayandıran teorik fizik de totoloji (araç olarak kullanılan matematik de totoloji), ziya şengül'ün celallenip ''bey! beeeey! bu fenerbahçe fenerse, bu fener fenerbahçe değil.'' demesi de (bundan biraz şüpheliyim ama)... kendi içinde tutarlı fakat birbirleriyle çelişen düşüncelerin çatışmasında, tarafların sadece kendilerinin haklı olduğuna inanmasının sebebi de başka bir şey değil. savundukları düşünce kendi içinde tutarlıysa otomatikman haklılar. (onlar haklıysa da karşı taraf haksız önkabulü var.) lan düdük, paradigmalarınız farklı, kavramlara yüklediğiniz değerler farklı, mevzubahis tutarlılıksa aynı bokun lacivertisiniz, tutarlılıktan daha ötesine ihtiyaç var desem tesiri yok, sussam gönül razı değil? benim olayı ele alışım da totolojiden öteye gitmiyor, tongaya basmadım, sadece totoloji yaptığının farkında olan bir totolog olduğumu söyleyebilirim. her şey totoloji nasolsa yeaa hepsi bir dediğimi de sanmayın. sonuçta şarap var tadı damağında kalan, şarap var köpeköldüren. sarhoş olmak istediğin zaman hepsi şarap işte deyip geçme, imkanın varsa güzelinden iç.

25 Kasım 2009 Çarşamba

25 kasım 2009 kamu emekçileri genel grevi

http://bianet.org/bianet/emek/118482-kamu-emekcilerinin-25-kasim-grev-programi

http://bianet.org/bianet/emek/118466-kamu-emekcisi-toplu-sozlesme-ve-grev-hakki-icin-yarin-grevde

son anda oldu ben de yeni öğrendim, ama gören bir kişi bile olursa 13.00 da beyazıt meydanı'nda olmak için elinden geleni yapsın.

muazzam bir kalabalık vardı. tehditlere rağmen, hak verilmez alınır bilinciyle, yüzlerce memur meydanlardaydı.

23 Kasım 2009 Pazartesi

taksim gezi parkı 2




peki ya taksim parkı'nın eskiden taksim stadı olduğunu ve kullanıldığı dönemde çoğu önemli maçın ( türk milli takımı'nın ilk maçı, türk futbol tarihinin ilk gece maçı ) bu stadyum da oynandığını biliyor muydunuz ?

taksim stadı'nın açılışı 1921 yılında yapılmış, stad 1939 yılında taksim kışlasıyla birlikte yıkılmış ve yerini taksim gezi parkına bırakmıştır. stad 8000 kişi kapasiteliydi.

istanbul'dan yunanistan'a zorunlu mübadeleyle giden rumların kurdukları aek ( türkiye'de adı beyoğluspor ) türkiye'den ayrılmadan önce bu stadı kullanmaktaydı.

angelina jolie anketi

sevgili ipatingask okurları,

bildiğiniz ve oyladığınız üzere blogumuzda, angelina jolie'nin güzelliği hakkında bir anket yaptık. anket sonuçlandığında 34 okurumuz oy kullanmış. 34 okurumuz içinden 15 okurumuz (% 44) '' tanısanız özünde çok güzel bir insandır '' seçeneğini, 9 okurumuz (% 26) '' güzel '' seçeneğini, 7 okurumuz (%20) '' çirkin '' seçeneğini, 3 okurumuz yorum yok (%8) seçeneğini tıklamış.

evet gördüğünüz üzere okurlarımızın kafası güzel bir kısmı bu bayanı güzel bulurken, kendisini yakından tanıdığı aşikar olan, büyük bir kısım ise tanısak özünde güzel olduğunu söylemişlerdir. okurlarımızın aklı başında kesimi ise, hanımefendinin çirkin olduğu gerçeğinin farkında olduklarını göstermişlerdir. angelina jolie'nin bir çeşit mantar olduğunu düşünen kısıtlı sayıda okurumuz ise yorum yapmamayı tercih etmişlerdir.

şimdi siz sevgili okurlarımız kendisini güzel bulanlara neden salladığımı merak ediyorsunuz. açıklamama izin verin: bu bayan kocaman kafası ve kocaman dudaklarıyla korkutucu birisidir, ve birazdan sizlerle paylaşacağım fotoğrafta göreceğiniz makyajsız halini, bırakın karanlıkta ıssız bir sokakta görmeyi, gün ışığında taksim meydanında görmek bile, insanın arkasına bakmadan kaçması için yeterli bir sebeptir. bunun dışında kendisi bir aktris olarak da oldukça başarısızdır. şahsen kendisini girl, interrupted, hariç bir filmde beğenerek izlediğimi hatırlamıyorum. zaten bu filmde gösterdiği performans ödüllendirilmiş. bu ödülle yetinip köşesine çekileceğine beyaz perde de boy göstermeye devam etmiş ve Mr. & Mrs. Smith, wanted ( arsız ikincisinde de oynuyormuş ) gibi rezalet filmlerde rol almıştır. çocuk evlat edinmesine dair eleştirilerimi ise şimdilik kendime saklıyorum. yani kısaca hemen her açıdan çirkin olan bu kadına güzel demek, güiza'ya büyük topçu demekle aynı şeydir.

büyük şef hepinize angelina jolie ve güiza'sız günler nasip etsin.

II. spinoza günleri


Tetris Oynamak İstemeyen Var Mı?

22 Kasım 2009 Pazar

(y)azıyorum, pt. V

• salam.

• ben ülkemi torrentte dosya seedleyerek temsil ediyorum, peki ya sen?!

• "peki ya bob?" diye bir punk grubu vardı bir zamanlar. n'oldu ki ona?

• domuz gribi: lord of the risk

v for vendetta'nın pdf formatında 11 adet çizgi romanını buldum. öyle mutluyum ki anlatamam. i believe in torrent.

• türkiye çöl devleti olmasın. (bakma, çok tematik bir insanımdır.)

• hayatımda sadece bir kere gülmekten altıma işeyecek hâle geldim. ne diim, allah o günleri bir daha yaşatmasın.

• bugün farkettim ki pırasa doğrarken de insanın gözleri yaşarıyormuş.

• rap severim derken ciddiydim bu arada. geçen gün george winston'ın "autumn" albümünü dinlerken sagopa kajmer'in "iskeletler diyarında bir et parçası" isimli şarkısının beatinin, bu albümün ilk parçası olan "colors/dance"'ten alınmış olduğunu farkettim. hey gidi. (george winston, autumn, 1980; sagopa kajmer, bir pesimistin gözyaşları, 2003)

•"iskeletler diyarında bir et parçası"nın 1998 yapımı "gemide" isimli filmden diyaloglarla harmanlanmış bir versiyonu da var. tamam tamam, "skit" diyelim hadi. ama çok sert, ouw yea, üstelik +18. (sagopa kajmer, pesimist ep 2, 2002)

• gemide'den:

-off... nabıcaz be kamil? anamız sikildi... artık cinayete girdik...

-kazaydı, anlatırız... hem herif pezevenkmiş, kimse siklemez...

-sen öyle san...sen öyle san... pezevengi öldür, bir cinayet; kızı al, iki adam kaçırma; kızı en az iki kişi sik, üç ırza tecavüz; her gece esrara takıl, nerden baksan dört içicilik; heriflerin cebinden paralarını al, beş gasp... bütün bu bokları yedikten sonra, polislerin suratına bakıp "kusura bakmayın abi, kaza oldu" diyemezsin... adamın götünden kan alırlar kamil, kan... hadi kız orospu, ki bu ipneler bakireydi diyolar... bakire kız nası orospu olur ben anlamadım gitti... offf, her şey karışık...

(...)

-bu dünya iki şeyden yıkılacak... bi binadan, bi de zinadan... allah sonumuzu hayır etsin... mahşer günü bütün binaları deniz geri isteyecek, batan bütün memleketler gibi... deniz kumu eninde sonunda geri alacak, çaresi yok bunun...


• tayyip. tayyip topu aldı, rakibini şık bir harektle geçti. kaleye gördü. tayyip. tayyip vurdu ve GOOOOLLL!!!



• selametle...

21 Kasım 2009 Cumartesi

dehşet dolu anlar

önce izle:

http://www.facebook.com/video/video.php?v=123466603149&ref=nf

izledin? şimdi herkes ''hoop kamara gidiyor ismail''e gülüyor da, muhtemelen yakın çevresi de adamın ''kamara gidiyor ismail''den önceki bilindik spikeri oynadığı, efendi efendi haber sunduğu kısma gülüyordur. günlük hayatlarında ara sıra canları sıkılınca adama ''iki dakka spiker gibi konuş da gülelim la'' diyorlardır. sonuçta onlar da bu arkadaş özelinde ''kamara gidiyor ismail'' diye konuşan adama aşina, spiker stereotipine değil. madalyonun öbür yüzünde son durum bu. ayın karanlık yüzündeki son gelişmeler için söz sende haktan akdoğan. (angelina jolie'nin makyajsız yüzündeki son gelişmeleri de ankette güzel seçeneğine tıklamış olan arkadaşlardan alırız bilahare.)

20 Kasım 2009 Cuma

18 Kasım 2009 Çarşamba

(y)azıyorum, pt. IV

• selami.

• kendimi şanssız hissediyorum.

• kimi zaman facebook'ta türk bayrağının fan'ı olan insanlar görüyorum. kederleniyorum resmen. x became a fan of türk bayrağı. oldu canım. (hide)

• became a fan of "become a fan" var bir de. oldukça yaratıcı. become a fan

• geçen gün arama butonuna "ara" yazıp arattırdım. baktım çok eğleniyorum bir de "search" yazıp aratayım dedim. sonuç: olağanüstü.

• sevgili üst kat komşumuz manisalı. manisa'dan dönerken mesir macunu getirmiş bize de sağ olsun. en son ne zaman mesir macunu yedim diye düşünürken bir ara cornetto'nun mesir macunlu dondurması olduğunu hatırladım. (aşk iksiri no. 1) bundan 5-6 sene öncesi. ha eksikliğini hissettim mi peki? hayır tabi ki.

• mesir macunu: tarçın, karabiber, yeni bahar, karanfil, çörek otu, hardal tohumu, anason, kişniş, zencefil, tarçın çiçeği, zerdeçal, hindistan cevizi, rezene, kebabiye, sinameki, sarı halile, vanilya, darı fülfül, kakule, havlıcan, zulumba, hıyarşembe, safran, iksir, kimyon, galanga, çam sakızı, mirsafi, meyan balı, şamlı şalı, limon kabuğu.

• mesut ünlü became a fan of mesir macunu.

• eski meclis başkanı bülent arınç'ın mesir macunu kapmaya çalışırken çekilmiş fotoğraflarını görmek için gereken malzemeler: bir adet google, dört adet anahtar sözcük (bülent, arınç, mesir, macunu) ve bir adet search butonu.

• morgan freeman'ın gülüşüne hastayımdır.

• komünist manifesto: engelssiz'seniz, engel sizsiniz.

• tayyip'ten devam, illaki.



•hörmetler.

17 Kasım 2009 Salı

birlikte gelelim

tehlikenin farkında mısınız?

73. The Commissioner remains worried about the reported atmosphere of uneasiness and insecurity that seems to surround and be felt by religious minority groups. Of serious concern to the Commissioner has been the reported creation in September 2008 of a new party named ‘The Law and Equality Party’ that has publicly targeted Christian missionaries in Turkey. Widely reported threats against religious leaders, such as the Ecumenical Patriarch or the Armenian Patriarch, call for the Turkish authorities’ alert and the adoption of measures that will effectively prevent and eliminate the causes of such serious manifestations of intolerance towards minorities.

avrupa birliği insan hakları komisyonu üyesi thomas hammarberg ve birlikte olduğu delegasyon, 28 haziran 3 temmuz tarihleri arasında türkiye'ye yaptıkları gezide, ulusal ve yerel otoriteler, uluslarası organizasyonlar, sivil toplum kuruluşları ve azınlık temsilcileriyle yaptıkları görüşmelerde; azınlık hakları dahil olmak üzere birçok insan hakları sorununa ilişkin olarak çeşitli fikir teatilerinde bulundular. hammerberg ve ekibi bu görüşmelerin ardından 197 maddelik bir rapor çıkardılar. bu raporun 73. maddesi osman pamukoğlu'nun eylül 2008 de kurduğu '' hak ve eşitlik partisi '' hakkında. bu madde partiyi, ermeni patriği ve rum patriği için doğrudan tehdit olarak gösteriyor ve türk otoritelerini göreve çağırıyorlar. haksız da sayılmazlar. her konuşmasında insanları nasıl öldürdüğünü ve nasıl öldüreceğini anlatan bir adam ve kurduğu parti hemen herkes için tehdit sayılmaz mı?

adsızcılar

evet adsızcılar. mahkeme kararıyla engellenen atsızcıların sinsi bir hareketle şanlı ipatingamızın içine sızmak için hareket eden illegal bir kurum/kuruluştur. blogumuzdaki bu adsız arkadaş türk-kürt ayrımı yaparak faşizan eğilim göstermiştir. oturup türkçü şaman ayini yapan bu arkadaşın börek isminde bile ırkçılık yaptığını gördük. biz senin ırkdaşın değiliz eeyy adsız. adsızsın sen adsız kal. çok (t)atsız bi hareketti.

biz seni misyoner etekli it, ümmet çapulcusu, çapulcu ülkücü, kızılca soysuz ya da dişi çapulcu olmakla suçlamıyoruz. ana fikri anladın di mi?

16 Kasım 2009 Pazartesi

100 yaşındaki kadına tecavüz etti

http://haber.mynet.com/detay/dunya/100-yasindaki-kadina-tecavuz-etti/480231

fantezi meselesi tabi neden garipsiyorsunuz ki? bi hastalık da olabilir yani nekrofili. türkçesi ölü sevici. canlıların vermemesi. ölülerin vermesi. 100 yaşındaki bu kadın sizce bu tecavüz sonucunda ne düşünmüştür? yılların durgunluğunu atmamış mıdır üstünden? bence atmıştır. (soru işaretlerini iyi düşününüz)

küpe :/

evet doğru duydunuz küpe.

yani kulağa taktığın şey, aksesuar. ha sen takmıyo olabilirsin ama takan takıyo arkadaş. noldu? bu arada belirtmeliyim ki tdk yanılıyor. istersen kulak memene takarsın istersen kıkırdağına.

"bundan yaklaşık 4000 yıl önce mısırlı dostlarımız köleleri ayırt etmek için takmaya başlamış. zamanla asya'ya yayılmış, korsanlara kefen parası olmuş" yani bir erkek takısıdır. kadınlar sonradan sahiplenmişler ama keşke sahiplenmeyelermiş değil mi hacı? erkeklere daha çok yakıştığı barizdir.

yavuz sultan selim'in de taktıgı bilinir ve ''kula kölelik etmek olmaz, ancak yaradana köle olunur.'' diyerekten taktığı söylenir ama gizlenen gerçeğin bu zat-ı muhteremin "ibne" olduğu yönündedir. al bi de burdan yak.

bu da kulağınıza küpe olsun.



KİVİ NE GÜZEL ŞEY, GÜZEL ŞEY KİVİ


Korkma!! "Kivi" aslında "çivi"dir de zaman içerisinde "kivi" ye dönüşmüştür demeyeceğim zira oyle birşey yok zaten. Sadece merak ettiğim neden bu güzel meyvenin portakal,mandalin vs "C vitamini" depolarının yanında adı gecmez, üvey evlat muamelesi görür? Olay "C vitamini deposu" olmaksa bu da depo arkadaşım. Fiyatından dem vurabiliriz ama bu da kiviyi " piç meyveler*" kategorisine sokacak bir durum değil. Galiba buldum, tabi lan yerli malı değil oğluumm. En azından yerli malı haftasının okulda kutlanan bir gününde kivi yiyen arkadaşım olmadı hiç.Ben de cesaret edemedim ama bugun olsa yerim. Velhasıl kelam kivi iyidir, kivi candır dostlar, tüketelim.

Not: Wuffle'ın tatlı oranını dengeleyen yegane şeydir. Denemesi Bambi' de 6 lira.

*Piç meyveler: Cok fenadırlar. Bunların hakkında ilerleyen günlerde kötü konuşacağım.

kronolojik

1994 - mart; okuma yazma öğrendim.
1995 - ilk küfrümü ettim.
1998 - kasım; fifa serisinin en güzel oyunu olan fifa 99'u oynamaya başladım.
2000 - 11 mart; winning eleven vesilesiyle konamiyle tanıştım ve ea sports'la arama mesafe koydum.
2000 - 17 mayıs; galatasaray'ın uefa kupasını almasına çok sevindim.
2001 - 26 mayıs; hagi'nin futbolu bırakmasına çok üzüldüm.
2003 - ağustos; ilk içkimi içtim (bkz: köpek öldüren şarap)
2003 - sonbahar; mercedes benz küçük takımında basketbol oynadım.
2004 - temmuz; ilk sigaramı içtim (bkz: muratti)
2004 - kasım; ilk kez aşık oldum.
2005 - haziran; sabri sarıoğlu'yla tanıştım.
2005 - sonbahar; mercedes benz yıldız takımında basketbol oynadım.
2006 - 13 mayıs; kayınço oldum.
2007 - kasım; tanrı olduğumu farkettim.
2007 - ekim; ikinci kez aşık oldum.
2008 - 10 mart; tanrı olduğumu wikipedia aracılığıyla dünyayla paylaşmak istedim, engellendim.
2008 - mart; tourette sendromunun ilk belirtilerini göstermeye başladım.
2008 - temmuz; '' son sene '' gazıyla, sami yen'den ilk kombine biletimi aldım.
2008 - temmuz; ipatinga fc ile tanıştım.
2008 - ekim; bu blogu kurdum.
2008 - 5 kasım; dayı oldum.
2008 - 30 kasım; büyük facebook temizliği'ni gerçekleştirdim.
2009 - 4 ocak; tourette için kullandığım ilaçlardan dolayı kısa süreli kısmi felç geçirdim.
2009 - ilkbahar; sigaraya başladım.
2009 - 4 mayıs; yakın dostlarımla birlikte ipatinga sk'yı kurdum ve kaptanı oldum.
2009 - 24 mayıs; ipatinga sk kaptanı olarak kafe pi halı saha turnuvasında 3.lük yaşadım.
2009 - temmuz; '' son sene '' gazına yeniden kapılıp ikinci kombinemi aldım.
2009 - 10 ağustos; büyük ölüm şakası'nın parçası olmaktan gurur duydum.
2009 - 24 ekim; ilk kez pes 2010 oynadım.
2010 - şubat; üçüncü kez aşık oldum.
2010 - 16 aralık Hagi'yle tanışma şerefine eriştim.

(y)azıyorum, pt. III

• slalom.

• bir eczanenin vitrininde www.bebegimingazivar.com isimli bir web sitesinin reklamını gördüm. olgunlukla karşıladım desem de inanmayın. www.yokebeninamialisami.com

• fransız yapımı 99 francs diye bir film var. türkiye'de 9,90 ytl olarak yayınlandı. ortada bir yanlışlık olduğu kanaatindeyim. merkez bankası göreve!

99 francs güzel filmdir.

• erkin koray'ın it's so long isimli şarkısının girişini, uzunca bir süre cep telefonumun melodisi olarak kullandım. (bir eylül akşamı/it's so long, 1962, melodi)

muse'un yeni albümü the resistance harika! oldukça saykodelik, bir o kadar da progresif. uprising isimli şarkıda deep purple'ın demon's eye'ına birkaç nota ile selam ediyorlar üstelik. yoksa bana mı öyle geliyor?!

II. spinoza günleri'ne 17 gün kaldı. -evet, üşenmedim saydım. birincisinin ise kitabı yayımlandı istanbul bilgi universitesi yayınlarından. bakınız spinoza günleri

• espinoza gülleri.

• hazır idefix demişken; tüyap'ı kaçırmış yahut gidememiş olabilirsiniz ancak idefix'in 7. sanal kitap fuarı 22 aralık'a kadar devam ediyor. 250 yayınevi ve "meşhur" indirimlerinden istifade etmek lazım. www.idefix.com

• kitaplarınızı başkalarına vermeyiniz. zira ben kitaplığımı başkalarından aldığım kitaplarla yaptım. -anatole france

• kitap, mitap, falan, filan. -mesut ünlü

• sezyum sağ olsun, tayyip'ten devam edeceğim sanırım bir süre daha...



• sevgi, saygı, ham hum şaralop.

ipatinga notları - 1

08.11.2009 tarihinde blog yazarları olarak bir araya geldik ve '' yürüyoruz sessiz ve kederli ipanema geceleri '' şarkısını söyleyerek pes oynayıp şarap içtik. elbette taylan önemci türlü bahanelerle aramızdan erken saatte ayrıldı. kendisi maçların eksik kalmasına sebep oldu ve kıymetli KYAPERTURA ligini tamamlayamadık. merak ettiğiniz bir soruyu daha cevaplamam gerekirse hiçbirimiz ipatinga olamadık. konami yine dünyanın en iyi takımını milyonların oynadığı bu oyuna dahil etmemiş. neyse sevgili ipatingaperverler sizlere şirin ipatinga'mızın, huzur dolu sahili ipanema'dan görüntülerle veda ediyor ve iyi geceler diliyorum.




15 Kasım 2009 Pazar

günlük

sevgili ipatingask okurları,

sizler için hiçbir yorgunluktan kaçınmadan yaptığım araştırmalar sonucu herkesin merak ettiği gizli günlüğü buldum ve şimdi bunu sizlerle paylaşacağım. karşınızda:
'' kendisine yazan çocuğu, kankası sanan kızın günlüğü ''

not: günlükte kullanılan isimlerin sahiplerinin rahatsızlık duymaması için, gerçek isimler yerine hayali isimler kullandım.

işte günlüğün ilk sayfası.

9 mayıs 1991

sevgili günlük,

bugün okuldan sonra sergio trevino almaguer'le, kahve içmeye gittik. çok tatlı biri, onunla konuşmak çok güzel. beni çok iyi anlıyor. çok iyi arkadaş olacağımıza eminim =))). yarın sabah da okula birlikte gidiyoruz. onunla tanıştığıma çok mutluyum.

Ariadna Thalía Sodi Miranda









(y)azıyorum, pt. II

• şalom.

• deniz baykal karısını hiç sevmiyor ve ben buna gerçekten çok üzülüyorum.

• tez: ufuk yıldırım, antitez: fulden uras, sentez: ufuk uras. i love 90's.

• american history x'ten

(...)
-öfken seni tüketiyor, tanrının sana verdiği beyni kullanmanı engelliyor.
-tanrım liseden beri düşüncelerimden, duygularımdan bahsedersin. olanlar hakkında ne biliyorsun?
-bu durumu biliyorum, içinde olduğun durumu.
-içinde olduğum durumu nasıl bilebilirsin?
-bir zamanlar ben de herkesi her şeyi suçluyordum. çektiğim tüm sıkıntılardan, acılardan, başıma gelenlerden, yakınlarımın başına gelenlerden ötürü herkesi suçlardım. beyazları suçlardım, toplumu suçlardım, tanrıyı suçlardım... cevap bulamadım çünkü yanlış soruları soruyordum. doğru soruyu sormalısın.
-ne gibi?
-yaptıkların sana daha iyi bir yaşam sundu mu?


• babası dsp ilçe başkanı olan arkadaşımın bana hediye ettiği zeki sezer çakmaklarıyla sonsuza dek mutlu yaşayabilirim.

• ce-he-pe ya da ce-ha-pe. bence bütün mesele bu.

• mehmet ali birand'ı okulda görüyorum bazen. pantolonunu meme uçlarının hizasında tutma konusunda oldukça başarılı. aynı zamanda çok enkırmen bir insan.

• bazen anneme ben senden önce ölücem diyorum, tövbe de diyor. tövbe diyorum.

• hafızama kazınmış bir fotoğraf var. paylaşmazsam ölürüm.



• öptüm. ve gittim.

başıma bir iş gelmeyecekse angelina jolie'yi beğenmiyorum


geçenlerde mesut'la konuşuyorum. ''mesut'' dedim, ''bunca zamandır konuşuyoruz ediyoruz, güzel bir arkadaşlığımız var, iyi ve kötü günlerimiz oldu, kah güldük kah ağladık, yeri geldi sana sigaralarımdan otlanman için izin verdim, yeri geldi çakmağım bittiği için bana çakmağını verdin, bunlar büyük fedakarlıklardı hep. şimdi sana bir soru soracağım ama çekiniyorum, korkuyorum vereceğin cevaptan.'' kendinden emin bir ses tonuyla ''korkma berk'' dedi mesut, ''sen korkarsan herkes ölür. bugüne kadar aramızda çok büyük görüş ayrılıkları olsa da birbirimizi anlayışla karşılamadık mı? mesela sen beşiktaşlısın ben galatasaraylı, sen camel içiyorsun ben winston. yani bu konulardan dolayı birbirimizi bıçaklayabilirdik de, ama gördüğün gibi farklılıklarımıza olan tahammülümüz sayesinde kuvvetlendi arkadaşlığımız.'' diye devam etti. mesut'un bu duygu yüklü konuşması karşısında kendimi tutamadım ve ağlamaya başladım, beni gören mesut da gözyaşlarına hakim olamadı. hüngür hüngür ağladık. sonra bu duygusal atmosferden aldığım cesaretle o sormak istediğim fakat bir türlü sormaya cesaret edemediğim soruyu sordum: ''abi sence angelina jolie güzel mi?''. büyük bir heyecanla ''değil abi, değil. sen de güzel bulmuyorsun di mi?'' dedi mesut. ''evet abi, yani bizim okulda okusa yazardım belki ama çok abartılıyor abi'' dedim ben de. mesut'un mutluluğu gözlerinden okunuyordu ''aynı düşüncedeyiz abi. senin de böyle düşündüğünü biliyordum içten içe. aylardır bana bu soruyu sormanı bekliyorum. bir an hiç sormayacaksın sanmıştım'' dedi sesi titreyerek ve tekrar gözyaşlarına boğuldu, mutluluk gözyaşlarına...
evet, mesut da pek beğenmiyordu angelina jolie'yi. yalnız şöyle bir sorun var. angelina jolie genel olarak beğeniliyor diye biliyoruz, ama kime sorsam pek beğenmiyor (5 kişiye sordum, tümevardım). birileri beğeniyor ama kim olduklarını bilmiyoruz. ben beğenmiyorum, sen beğenmiyorsun.. peki kim veriyor bu kadar oyu akp'ye arkadaşım?

14 Kasım 2009 Cumartesi

taksim gezi parkı




yazın serin, kışın daha serin. ramazanda gürültülü. isteyene banka, isteyene havuz, isteyene köprü manzaralı dört mevsim açık alan. sigara içip kafa dinlemek için daha güzel bir yek yok. isteyene yaşlı sohbeti de bedava. dünyanın merkezi taksim gezi parkı.

(y)azıyorum, pt. I

• selam.

• en sevdiği film "3 Küçük Ninja" olan bir arkadaşım var benim. yaş 23. bilemedin 24.

• sonbaharın geldiğini mandalina kabuğuyla sigara izmaritinin buluşmasından anlıyorum. turunçgillerle pek sevişemedik oldum olası.

• oldum olası lafından da tiksinmişimdir oldum olası.

• eve dönerken işlek bir caddenin kaldırımında ufacık bir çingene çocuğu gördüm bu akşam. bir buçuk-iki yaşlarında en fazla. hayata çok erken merhaba diyor şu çingeneler. neyse, badi badi koşarak önünde yürüyen kızları korkuttu ilk başta. kızların korktuğunu görünce de pek mutlu oldu. dayanamadım, adın ne senin diye sordum eğilerek. "balık" dedi. "balık" diye isim mi olur len dedim. güldü. "balık" dedi. on metre aşağıdaki bakkalı göstererek gel seni bakkala götüreyim annen kızmazsa dedim. hiç bir şey demeden tuttu yolu. o önde ben arkada girdik bakkala. bakkal şaşkın, biz mutlu. ne alayım sana dedim. "bomba" dedi. yok bomba almam çerez aliim ben sana desem de beğenmedi bu teklifimi. gitti portakallı olipslerden aldı bi' tane. hemen açmaya başladı. olips'ini açmaya çalışırken bi' tane daha bişi alsana dedim. bi olips daha aldı aynısından. başka bişi alsaydın yahu derken de dönüp gidiverdi. parayı ödedikten sonra izledim arkasından biraz. koşuyodu. mutluydu sanırım. mutluydum.

• balık.

• santralistanbul'daki yüksel arslan retrospektifini görelim, gördürelim.

• yatarken sigara içmek çok keyifli. yattıktan sonra içilen keyif sigarası var bir de. o başka.

• sabahlama niyetindeki bir tiryakinin saat 04:00'de sigarası bitmesin!!!

• cem karaca'nın raptiye rap rap diye bir şarkısı var. zilyon kere dinlediysem de sözlerini bir türlü anlayamıyorum. inat ettim sözlerine de bakmıycam. hanibenihüppeedeezikibandaaareprep.

• rap severim bu arada. ama sadece rap dinleyen adamı sevmem, sevemem.

• sınırlı sayıda insanın (3-5 kişi) bildiği bir göbek adım var. ben bile unutuyorum bazen. numeruskılauzıs.

• sevgiyle kalın.

saatli maarif takvimi


blogumuzun yeni bir hizmetiyle siz ipatingaperverlerin karşısındayız. artık hemen hemen her gün saatli maarif takvimi yapraklarımızla sizlerle olacağız.

14 kasım 2009 cumartesi. hicri: 27 Zi'l-ka'de 1430 Cumartesi.

tarihte bugün: 1972, ismet inönü, milletvekilliğinden istifa etti. 1954, condaleezza rice, doğdu. 1950, orhan veli, öldü.

bugün doğacak çocuklara isimler: kız, muhlise. erkek, muhlis.

özlü söz: boş bulduğun enseyi doldur.

BU BÖREK KÜT MÜ? KÜRT MÜ?

Bu börek "küt"tür arkadaşlar yapmayın etmeyin. Birçok kez tartıştık bu konuyu. Bu böreğe kürt denilmesinin sebebi çerkezin pilavı-tavuğu var da bizim niye birşeyimiz yok düşüncesidir. Yok işte arkadaşım kürdün değil bu börek. Zaman içerisinde küt, kürt halini almıştır.Bu hoş böreğin ismi "küt" kesiminden gelir,"kürt" kesiminden değil:) saygılar.

işte öyle bir şey

yılmaz özdil'in bizim blog hakkında yazdığı ve başka hiçbir yerde bulamayacağınız yazıyı merak ediyor musunuz? elbette ediyorsunuz. şöyle bir şey:

''gençler blog kurmuş.

adı ipatinga.

nasıl blog?

güzel blog.

*

yalnız gençlere bir eleştirim var.

yazılardaki cümleler çok uzun.

ne gerek var?

ne demiş şebnem ferah?

'artık kısa cümleler kuruyorum.'

az olsun öz olsun.

bak soyadıma?

öz-dil.

*

giriş-gelişme bitti.

bu da sonuç paragrafı.

oldu mu?

bence oldu.''

bu harika yılmaz özdil yazısından sonra geçiyoruz sıradaki habere.

tartaklanmak ne iğrenç bir kelimedir hiç düşündün mü ey okur? (şaka lan şaka, şimdi de güler kömürcü gibi yazmayacağım)

ama tartaklanmak cidden kötü kelime. gazetelerde mazetelerde genelde ünlü bir şahıs hakkında ''dayak yedi'' yerine, ''tartaklandı''yı kullanıyorlar. dayak yemenin light versiyonu gibi. gökmen özdenak skalasına göre ''porno değil, erotik''. ama sanki ''dayak yedi'' daha iyi be? dayak yemenin bir karizması var yine, ağzı burnu kan içinde gözü morarmış ama yine de mağrur yine de gururlu adamı oynayabilirsin ''dayak yedi''nin üstüne. ''tartaklanmak'' ise artık fiilin edilgen yapısından mıdır nedir, mağduru daha bi aciz gösteriyor. böyle elemanı ittirip kaktırıyorlar, çekiştiriyorlar sağa sola, eleman gıkını bile çıkarmıyor şeklinde bir imgelem (ne güzel bir kelimesin imgelem) oluşuyor kafalarda. dayak yiyen adam ise arada bi tane yumruk çakmıştır yine diyorsun. ya da sadece bana öyle geliyor. yine de buradan yüce medyamıza sesleniyorum. eğer bir gün haber değeri taşıyan bir dayak yersem ''berk denkel tartaklandı'' yazmayın. düz ''berk denkel'in ağzını burnunu kırdılar'' yazın. bir daha berk denkel yazayım ki google'dan berk denkel diye aratınca bu yazı çıksın, sesimi duyan birileri olsun, çağrılarım cevapsız kalmasın.

kürt böreği


iki ay öncesine kadar çok fazla yemek yiyen bir insandım. bu yemekleri elimden geldiğince çeşitli tutup her zaman yeni ve güzel tatlar peşinde koşmuştum. yeni ve güzel tatlar ararken birçok değişik börek de yedim. size şunu kesinlikle söyleyebilirim: bir böreğin isminde etnik öge varsa, o börek sorgusuz sualsiz güzeldir. bunun en güzel örneklerinden biri kürt böreğidir. göze yufkaların kat kat konup pişirilmesi gibi gözükse bile, tadı bunun çok ötesindedir. kürt böreği, üstüne atılan pudra şekeriyle birlikte, doyurucu, ucuz ve çok lezzetli bir öğrenci yemeğine dönüşmektedir. dilimi elli kuruşun üstünde olmayan kürt böreğini herhangi bir kır pidecisinde bulabilir ve yanına söylediğiniz çayınızı yudumlayarak afiyetle yiyebilirsiniz.


malzemeler ve hazırlanışı:

Malzemeler :
4.5 su bardağı un
1 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı sıvı yağ
200 gr. margarin
2 yumurta
3 çorba kaşığı pudra şekeri
1 p.kabartma tozu
yarım çay bardağı su

Üzeri için:
pudra şekeri

Hazırlanışı :

Önce bir karıştırma kabına un alınır. ortası havuz gibi açılır. havuzun içine yoğurt, yumurta, sıvı yağ konur. unun üzerine kabartma tozu eklenir. önce havuzun içi olmak kaydıyla tüm malzeme karıştırılır. Hamur sert olursa su ilavesi ile hamurun kıvamı ayarlanır. Hamurdan 1 parça üzerine bütün bir yufka açmak için ayrılır. Kalan hamurdan 20 beze yapılır. Yarım saat dinlenen hamur bezeleri bir tatlı tabağı büyüklüğünde açılır. Aralarına yumuşatılmaş yağ sürülerek üst üste konur. 20 yağlanmış beze bir defada açılır. Bir tepsi büyüklüğüne gelen hamura kalan yağdan biraz sürülüp sıkı bir rulo yapılır. Rulo 3 e bölünerek buzdolabında 1 saat dinlendirilir. Hamurlar dik bir şekilde üzerine basılarak yassılaştırılır. Tepsi büyüklüğünde açılır. Üzerine biraz daha margarin sürülüp pudra şekeri ekilir. diğer iki hamura da aynı işlem uygulanır. En üstüne ayırdığımız hamur ince bir şekilde açılıp kapak yapılılr. 180 derecede üzeri kızarana kadar pişirilir. İlk sıcaklığı
çıkan börek dikdörtgen dilimler şeklinde kesilir ve üzerine bolca pudra şekeri elenir.

12 Kasım 2009 Perşembe

mesaj - 1

başkasını seven kız, sevdiği diğer çocukla ilişkisini yakın bir zamanda bitirmişti ancak bir önceki gece çocuğa, onu hala sevdiğine dair bir mesaj atmıştı. kızı deliler gibi seven genç bu mesajı gördü. sevdiği ama başkasını seven kızın oturduğu masanın yanında ayakta duran genç bir anda çöktü. oturması gerekiyordu, arkadaşlarından yer istedi. oturdu ama oturur gibi değildi yer ayaklarının altından kayıyordu. kız, sevgilisinden ayrıldığında içinde doğan ufacık umut ışığı tekrar söndü. iki gün sonra gelecek doğumgünü, o güne kadar geçirdiği en mutsuz doğumgünü olacaktı.

hello ipatinga ne var ne yok orada...

Ge-li-yo-ruz! demiştik. İpatınga bu şakaya gelmez, şakaya gelmeyecek başka bir şey varsa o da "bahis" tir dostlarım. Ben ve bahis dünyası ile ilgili komplo teorilerim burada olacağız ve tabii ki nacizane tahminlerim, tahmin diyorum çünkü banko diye bir şey yoktur bunu kafanızdan silin, bu da olayımızın girizgahıydı. Her ne kadar bizi takip edin desem de bir elin 5 parmağını, en fazla da iki elin 10 parmağını geçebileceğimizi sanmıyorum ama amaç eğlenmekse gerisi teferruattır der iyi geceler diler kendimi avuturum.

11 Kasım 2009 Çarşamba

5727 sayılı kanun


http://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2008/01/20080119-1.htm

yukarıda kapalı alanlarda sigara içme yasağına, ait kanun metnine ulaşabileceğiniz bir link, aşağıda ise bu metinle ilgili kafama takılan noktaları bulabilirsiniz.


Tütün ürünleri;
...

c) Taksi hizmeti verenler dahil olmak üzere karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu toplu taşıma araçlarında,

...

tüketilemez.

sigara içmeyen insanların temiz hava bulmakta zorluk çekeceği karayolu, demiryolu ve havayolu araçlarında bu yasağın uygulanması gayet makul ve mantıklıdır, ancak yaşadığım şehirde en yoğun olarak kullandığım denizyolu aracı olan vapurlarda, kimsenin temiz hava bulmakta zorluk çekeceğini zannetmiyorum. vapurların ( eski nesillerin ), hepsinde kıç ve ön kısımlarla birlikte alt katın yan tarafları tamamen açıktır. sigara yasağından önce bu açık alanlar, kış aylarında yalnızca, sigara içenler tarafından tercih edilmekteydi, günümüzde ise hemen hemen boş kalmaktadır. takdir edersiniz ki, insanları dışarı çıkartmayacak kadar kuvvetli esen bir rüzgarın olduğu yerde, sigara dumanının insanlara rahatsızlık vermesi pek kolay olmayacaktır. buna rağmen vapurlarda sigara içmek yasaktır. zaten bu madde aşağıda ki maddeyle birlikte okunduğunda komik durmaktadır.

b) Şehirlerarası veya uluslararası güzergâhlarda yolcu taşıyan denizyolu araçlarının güvertelerinde,

tütün ürünleri tüketilmesine mahsus alanlar oluşturulabilir. Bu alanlara onsekiz yaşını doldurmamış kişiler giremez.


yani daha uzun mesafeli yolcu taşımakta olan denizyolu araçlarında, sigara içilmesine özel alanlar oluşturulması mümkündür. buna cevaben '' birinde yarım saat, birinde günlerce yolculuk yapılıyor '' denebilir ancak mümkün olduğu aşikarken vapurlarda yasaklanması kesinlikle manasız durmaktadır.



Tütün ürünleri

...

ç) Okul öncesi eğitim kurumlarının, dershaneler, özel eğitim ve öğretim kurumları dahil olmak üzere ilk ve orta öğrenim kurumlarının, kültür ve sosyal hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında,

...

tüketilemez.


madde ilk okunduğunda '' elbette böyle olacak, ne yani anaokulunda, okullarda sigara mı içilecekti yani? '' şeklinde tepkiler doğabilir, ancak bu maddede dikkat çekmek istediğim nokta dershanelerdir. bilindiği gibi lise düzeyinde eğitim veren dersanelerin 18 yaşının üzerinde birçok öğrencisi bulunmaktadır. bu yasakla birlikte yasal sınırı aşmış insanların ellerinden, açık alanlarda dahi sigara içme özgürlükleri alınmaktadır. elbette '' sigara içmek özgürlükt mü lan '' diyebilirsiniz. bana göre kişinin özgür iradesiyle yaptığı her eylem özgürlüktür.



Tütün ürünleri

...


d) Özel hukuk kişilerine ait olan lokantalar ile kahvehane, kafeterya, birahane gibi eğlence hizmeti verilen işletmelerde,

tüketilemez.

sanırım kanunun en zorlayıcı maddesi budur. eğlence yerlerinde sigaranın toptan yasaklanması. hatta kanun bu maddede özel olarak kapalı alandan bile bahsetmemiş, yasağı, yukarıda adı geçen işletmelerin bütün alanlarını kapsayacak şekilde düzenlemiştir. bu tarz eğlence mekanlarında, insanların eğlencelerinin bir kısmını sigaranın oluşturduğu aşikarken bu yasağı koymak ve en ufak bir istisna koymamak ( sigarasız- sigaralı alan-kat, sigara içilecek özel ufak bölümler ) bence saçmalıktan başka bir şey değildir.

hoşbulduk yazısı

bu yazıyı sinan engin yazsaydı başlık kesin böyle olurdu. zira pazar gecelerinin bedavaya psikoterapi işlevi gören fantastik programı telegol'de üç lafından biri ''beşiktaş takımı'' olan, derdini anlatabilecek kadar türkçe bilen sinan abimizin (ne kadar az derdi var :/) normal hayatında da cümlelerine ''serdar ortaç şarkıcısı'', ''brezilya ülkesi'', ''serie a ligi'', ''durex prezervatifi'' şeklinde başladığına eminim; en az, yarın domuz gribi olsam babamın bunu kullandığım alkol ve sigaraya bağlayacağına emin olduğum kadar (nietzsche okuyorum, uzun cümleler kuruyorum, boyum 1.78).

dün telefonum çaldı, arayan mahmut isal'dı. ''seni benim ipatinga blogunda yazar yapmayı düşünüyorum'' dedi. seve seve kabul edeceğimi söyledim. ''eğer ipatinga'nın menfaatleri, ipatinga'nın bekaası için görev verilirse, brezilya halkı da bizi uygun görürse neden olmasın?'' diye ekledim. inanın ki parayı hiç konuşmadık. bizi biz yapan ipatingalılık ruhuna yakışan da buydu. ancak yine de tekliflere açığım. daha iyi bir blog, daha iyi şartlar, bir gün neden olmasın? sonuçta biz profesyonel yazarlarız.

o değil de, benim başarılı bir öğrenci olduğum geyiği var. böyle doğru dürüst tanımadığım tipler geliyor ''ya berk sen başarılı değil miydin? nasıl oluyor da alttan ders alıyorsun???'' filan diyor. ben alıştım buna, arkadaşlarım da alıştı. ancak bugün gösterdi ki mevzubahis geyik sandığımdan daha ciddi boyutlarda cereyan ediyor. sabah telefonum çaldı, arayan bilgi üniversitesi'nden bir kızcağızdı. ''berk bey siz misiniz? :) bu akşam abbas güçlü'nün programı var bizim okuldaa :) tarım bakanı da geleceeek :) gdo'lu ürünler tartışılacaaak :) hukuk fakültesi dekanlığından bazı isimler belirlendi ve o isimlerin programa katılması özellikle rica edildiii :) ama yine de siz bilirsiniz tabiii :)'' türünden şeyler söyledi. dekanlıkta da hakkımda böyle konuşan tipler var herhalde ''oo berk denkel mi? o çok başarılıdır :) vizelerde falan birinci oldu :) çok zeki bi çocuk :)''. abilerim, ablalarım; başarılı berk denkel 2 sene önceydi, mazide kaldı o günler. bugünkü geyiğe inanmayın, mit o. hadi bana inanmıyorsun ortalamama bak, son 15 finalden kaçına girmişim ona bak, bu okulu minimum kaç senede bitirebilirim ona bak (gerçi geçen yine 90 aldım ama arada olur öyle :):):):)). yok, eğer hukuk mukuk gibi boş şeylerle uğraşmadığımı onun dışında çok kafa biri olduğumu keşfettiyseniz ve beni onore etmeye çalışıyorsanız laflarımın hepsini geri alıyorum. hepiniz harika insanlarsınız, bir gün herkesi toplayın içmeye gidelim, gdo'lu ürünler üstüne sohbet edelim.

10 Kasım 2009 Salı

star wars ladies

hoşgeldiniz

ipatingask'dan yazar açılımı. yazar kadromuza kattığımız dev isimler berk denkel, murat mustafa yüksel, mesut ünlü, taylan önemci, hepiniz hoşgeldiniz.

8 Kasım 2009 Pazar

sabah-2

durağa geldi ve taksime giden otobüsü beklemeye başladı. içinde garip bir heyecan vardı o gün ilk kez okulu kırıyordu ve birazdan gelecek olan taksim otobüsüne bindiğin de hayatında ilk kez tek başına avrupa yakasına geçmiş olacaktı. beklerken o kızı gördü. onunla aynı sınıfta değildi. henüz kendi sınıfında okuyan insanların hepsiyle tanışamamıştı, diğer sınıflardan insanlarla tanışması hemen hemen imkansızdı. diğer pek çok insan gibi onu da tanımıyordu ancak, bir süredir onu her gördüğünde heyecanlanıyor ve ona uzun uzun bakıyordu. hatta o, bu bakışları birkaç kez yakalamıştı da. ancak bakışmalar her seferinde saniyeden daha kısa sürmüştü. bir şekilide o kızın ismini de öğrenmeyi başarmıştı. bir öğretmeni kıza '' seren '' derken duymuştu. o günden beri her defterinin her sayfasına o adı yazmaya başlamıştı '' SEREN ''. internetten ismin anlamını da araştırmıştı. isim galler dilinde yıldız anlamına geliyordu. onun için seren, okulun yıldızıydı. çok güzel bir kız değildi aslında, ya da belkide öyleydi ama seren'den hoşlandığını açıkladığı arkadaşı gülerek söylemişti yıldız'ının '' çirkin '' olduğunu, ama o seren'i çok beğeniyordu. arkadaşının ne düşündüğünü o kadar da önemli değildi.

kafasından binlerce şeyi geçirerek durakta otobüsü beklerken, kızın kendisine doğru yaklaştığını gördü. heyecandan ne yapacağını bilemez halde durağın arka tarafına geçti. kızın kendisine doğru geleceği aklının ucundan bile geçmemişti. ancak seren, onu izleyerek durağın etrafından dolanmış ve yanına gelmişti artık göz gözeydiler. dervel heyecandan neredeyse titrerken, kız konuşmaya başladı:

- günaydın aynı okuldayız sanırım, seren ben.

- evet öyle, benim adım da dervel. sana da günaydın.

- nasılsın dervel ?

- iyiyim sen ?

- ben de iyiyim.bugün sen de okula gitmiyorsun sanırım?

- evet gitmiyorum bugün.

- taksime gidiyorum ben. gelmeyi düşünür müsün karşıya?

she will be loved

she will be loved - maroon 5


beauty queen of only eighteen
she had some trouble with herself
he was always there to help her
she always belonged to someone else

ı drove for miles and miles
and wound up at your door
ı've had you so many times but somehow
ı want more

ı don't mind spending everyday
out on your corner in the pouring rain
look for the girl with the broken smile
ask her if she wants to stay awhile
and she will be loved
she will be loved

tap on my window knock on my door
ı want to make you feel beautiful
ı know i tend to get so insecure
it doesn't matter anymore

it's not always rainbows and butterflies
it's compromise that moves us along
my heart is full and my door's always open
you can come anytime you want

ı don't mind spending everyday
out on your corner in the pouring rain, oh
look for the girl with the broken smile
ask her if she wants to stay awhile
and she will be loved
she will be loved

and she will be loved
and she will be loved

ı know where you hide
alone in your car
know all of the things that make you who you are
ı know that goodbye means nothing at all
comes back and begs me to catch her every time she falls

tap on my window knock on my door
ı want to make you feel beautiful

she will be loved

please don't try so hard to say good bye.


annesine çekmiş 2



bu seride sıra yerli bir dizi ve yerli bir ikiliye geldi.

ikinci bahar:

anne: türkan şoray ( hanım )


kızı: nurgül yeşilçay ( gülsüm )




7 Kasım 2009 Cumartesi

demirdöven

bilgi hukukta, 6 kasım 2009 tarihli medeni hukuk sınavında aşağıda ki soruyu soran yaratıcı ve gündemi takip eden hocam doç. dr. murat inceoğlu'nu ayakta alkışlıyorum.

son maçta kendi taraftarının kendisine küfretmesine çok kızan beşiktaş kulübü başkanı yıldırım demirdöven, bir basın açıklaması ile başkanlıktan istifa ettiğini ve ayrıca taraftara “ibret” olsun diye kulüpten olan 50 milyon tl tutarındaki alacağını da ibra ettiğini (alacak hakkından vazgeçtiğini) açıklar. son olarak da futbolculara şampiyon olmaları şartıyla ödenmek üzere 500 bin tl prim vaad eder. ancak gazetede çıkan “korktu kaçtı” şeklindeki haberlere iyice sinirlenen demirdöven, beşiktaş kulübünün geçen sene kazandığı iki kupayı kulübün müzesinden alarak ünlü rus milyarderi salakova’a kupaların kendisine ait olduğunu söyleyerek satar ve teslim eder. futboldan anlamayan ve türkiye’de şampiyonluk kupalarının başkanlara verildiğini düşünen salakov da bu kupaları taraftarı olduğu cska moskova takımına, müzesinde saklaması için 1 yıllığına ödünç verir.
bu durumu kaldıramayan fanatik beşiktaşlı iş kadını başak başoğlu, demirdöven için olabilecek en kötü anı bekler ve tam bu anda demirdöven şirketler gurubuyla olan tüm sözleşmeleini feshettiğini açıklar. başoğlu şaptığı bu işlemi sözkonusu sözleşmelerde yer alan, “sözleşmenin tarafları bu sözleşmeyi diledikleri zaman feshetmek yetkisine sahiptir” hükmüne dayandırır.

6 Kasım 2009 Cuma

elinin hamuru



hürriyet gazetesi köşe yazarı yılmaz özdil yine gündeme dokunmuş. bu modern ulusalcı yazarımız, gündemin önemli maddelerinden GDO meselesine kadınlar üzerinden yaklaşmış. demiş ki '' sen kadınsın küçük düşün , okuyup eline ne geçti? otur evinde yemeğini yap. ''. elbette bu ''erkek'' birisinin, ataerkil düşünce yapısını benimsemesi garipsenecek bir durum değil. anadolu da 19. yüzyılın son dönemlerinde başlayıp gelişen kadın hareketini tamamen yok sayıp her kadın hakkını tamamen cumhuriyet dönemi iktidarına bağlayan bir adamdan daha fazlasını beklemek en hafif tabirle saflık olur.


insan yine de sormadan edemiyor: hani sizin fikirlerinizin iktidarında kadınlar evden kurtulacaktı sayın özdil ?