14 Aralık 2009 Pazartesi

serdar ortaç'ı anlamak

3 aydır serdar ortaç'ın şarkı sözleri ve hayatı üzerine yoğun bir çalışma yapıyorum ve kendisini anlamak için 3 ay yetti diyebilirim. yok lan, şaka yapıyorum tabii ki de, 10 senedir serdar ortaç üzerine çalışıyorum ve daha öğrenecek çok şeyim var. o'nun hayatını konu alan ''serdar ortaç ağladığında'' isimli bir kitap da yazıyorum, yakında çıkacak piyasaya. bugün ise kendisinin ''dansöz'' isimli şaheserini incelemeyi düşünüyorum. inceleyelim bakalım:

''itiraf ediyorum itiraf
başladı yaralı aşklara tadilat''

serdar ortaç'ın bilgi kuramına baktığımızda kendisini deneyci filozoflar arasında konumlandırdığını görüyoruz. bu minvalde serdar ortaç'a göre ''aşk'' da a priori değil, a posteriori olarak var olan, doğuştan gelmeyen, deneyimlerle öğrenilen bir kavram. aşkı metafiziksel bir sabit olarak görmeyen serdar ortaç, alıntıladığımız bölümde yaralı aşklara tadilatın başladığını söyleyerek, deneyimlerin tekamüle yol açacağı ve hayal kırıklıklarıyla sonuçlanan deneyimler aracılığıyla edinilen geri besleme mekanizmasının sistemde zamanla düzelmeye yol açacağını vurguluyor.

''masumum, dışarıdan daha masumum,
maalesef, bunun için sana mecburum''

bu bölümde ise insan doğası hakkındaki görüşünü öznelci bir yaklaşımla ele alıyor serdar ortaç. hobbes'a göre insan insanın kurdudur, insanları serbest bıraktığınızda kaos kaçınılmazdır ve sürekli bir savaş hali yaşanır. bu sebepten dolayı hobbes insanların bir otoriteye muhtaç olduğuna inanır. buna karşılık rousseau ise insan doğası hakkında daha iyimserdir. ona göre insan merhametli bir varlıktır, masumdur. özel mülkiyetin getirdiği eşitsizlik ve o eşitsizliğin yarattığı kültür insanı kendi doğasından uzaklaştırmış ve mutsuz yapmıştır. serdar ortaç ise farklı bir perspektiften yaklaşıyor konuya. tüm insanları aynı kefeye koyan görüşün aksine kişiler arasında masumiyet farkının olabileceğine vurgu yapıyor, kendisi ne hobbes kadar karamsar ne de rousseau kadar iyimser. ''maalesef bunun için sana mecburum'' kısmında ise insanın toplumsal bir varlık olduğunu ''birey'' olarak bu dünyada tutunamayacağımızı vurgulayarak aristoteles'e selam ediyor, bireyin ancak toplumsal yapı içersinde anlam kazanacağını ve masumiyetinin de bu ilişki içersinde ortaya çıkacağını söylüyor. peki bunu söylemesi öznelci yaklaşımla çelişmiyor mu? kafalar karıştı. öyleyse devam edelim.

''yüksek uçan kuşun, yüreği sarhoşun.
acı çeker gibi, kölesi olmuşum.
kavga edenlere, bana küsenlere.
yüreği çark edip, geri dönenlere.''

serdar ortaç bizleri şaşırtmaya devam ediyor. burdaki yüksek uçan kuş göndermesinin elbette nietzsche'ye yapıldığını siz de anlamışsınızdır. nietzsche'nin ''yükseldikçe uçma bilmeyenlere daha küçük görünürüz'' lafına sarkastik bir yaklaşımda bulunmuş ve uçan şey kuş olsa bile kölesi olunabileceğini, meselenin köle olan taraf açısından büyüklükte küçüklükte bitmediğini (ki burada nietzsche'nin o ünlü ''köle ahlakı''na da dokunduruyor), rollerin herdaim değişebileceğini, uçma bilmeyenlerin nietzsche tarafından fazlasıyla oryantalist bir bakış açısıyla ele alındığını vurgulamış. keza yüreği sarhoşluk kısmı da yine nietzsche'nin ''eğlenceaa eğlenceaa'' mottolu şarap tanrısı dionysos'a yapılan bir gönderme. kavga edenler, küsenler kısmı ise nietzsche'nin bir zamanlar dostu olan wagner'le arasının açılmasına, aralarındaki gel-gitli ilişkiye atıfta bulunuyor.

''affet diyen kim? ez geç diyen kim?
aşktan çeken kim? benim kadar...''

bu bölümde serdar ortaç ideolojik çoğulculuğu savunuyor. bir başkası tarafından kişilere ne yapılması gerektiğinin söylenmesini manasız buluyor. ayriyeten yine insanoğlunun dünyayı kendi etrafında dönüyomuş gibi algılamasına da yine sarkastik bir yaklaşımda bulunarak ''aşktan çeken kim? benim kadar'' diyor. yani, aşktan en çok kendisinin çektiğini iddia eden milyarlarca insanı tiye alıyor.

''ölene kadar aşık olamazsın
birisi çıkar onu anlayamazsın
sen o tür oyunlara katlanamazsın
senin bir kalbin var...''

işte bu sözlerle serdar ortaç bizleri bir kez daha allak bullak ediyor. kendisi aşık olmak hakkında objektif bir tanım yapılamayacağına olan inancından dolayı daha postmodern bir tutum sergiliyor. bu sebepten dolayı bizlere nesnellik kisvesi altında dayatılan aşık olma halinin belki de hiçbir zaman yaşanmayacağına ve bu çarpıtılmış kavrama olan dogmatik bağlılığımızdan dolayı aradığımız şeyi bulamayacağımıza, aradığımız şeyin gerçekte hiç var olmama ihtimalinin de bulunduğuna vurgu yapıyor. nesnel yaklaşımı yerle bir ettikten sonra subjektif bir bakış açısıyla ''senin bir kalbin var'' diyor, ''hayatı sana dayatıldığı gibi değil, kendi anladığın gibi yaşa''.

''hadi diyelim biri çok deli sevdi
senin için her şeyi her şeyi verdi
ya bir gün olur sana bel kıvırırsa?
binlerce dansöz var...''

burada ''biri çok deli sevdi'' diyerek aslında bi ara ntv'de de yayınlanan ''aşk delilik midir'' temalı belgesel üzerinden aşk hakkındaki bilimsel araştırmalara da yine postmodern tavrını koruyarak yaklaşıyor. bilimin hakikati anlamak için en iyi yol olduğunu savunan modernist görüşün aksine postmodern görüş, en iyi yolun hangisi olacağına dair bir çıkarımda bulunmanın imkansız olduğunu savunuyor. işte o ''biri çok deli sevdi'' lafının önüne ''hadi diyelim'' kısmını eklemesi modernist yaklaşımın o kesinlik içeren üslubuna bir hayli mesafeli olduğunu gösteriyor. sonraki kısımda ise yine modernist yaklaşımın tehlikelerinden bahsediyor, hakikat olarak tahayyül ettiğimiz şeyin aslında modernist bakış açısıyla bakınca dansöz gibi göründüğünü, gerçekte ise teorilerimizin hakikati algılamak için kullandığımız birer araç olduğunu ancak asla hakikatin yerine geçemeyeceğini vurguluyor. teorilerimizi hakikatle karıştırma gafletine düşersek daha önce de binlerce defa şahit olduğumuz gibi yanlışlanan teoriler bizde hakikatin de yanlışlandığı, hakikatin de dansöz gibi kıvırdığı algısına yol açıyor. daha da ötesi, kendi içinde tutarlı ancak birbiriyle çelişen binlerce farklı teori, binlerce farklı hakikat ve binlerce potansiyel dansöz manasına geliyor.

işte bize anlatılmayan serdar ortaç. bize o'nun felsefi yönünü anlatmadılar. o'nu anlamaya çalışmadılar. o'nu anlamadan tanrılaştırdılar, tanrılaştırdıktan sonra da anlamak imkansızlaştı gibi. ancak birisinin bu işi üstlenmesi gerekiyordu. ben üstlendim. sizin için üstlendim.

1 yorum:

Vaiz dedi ki...

keyif verdin sana borcum var berk jr..