8 Kasım 2009 Pazar

sabah-2

durağa geldi ve taksime giden otobüsü beklemeye başladı. içinde garip bir heyecan vardı o gün ilk kez okulu kırıyordu ve birazdan gelecek olan taksim otobüsüne bindiğin de hayatında ilk kez tek başına avrupa yakasına geçmiş olacaktı. beklerken o kızı gördü. onunla aynı sınıfta değildi. henüz kendi sınıfında okuyan insanların hepsiyle tanışamamıştı, diğer sınıflardan insanlarla tanışması hemen hemen imkansızdı. diğer pek çok insan gibi onu da tanımıyordu ancak, bir süredir onu her gördüğünde heyecanlanıyor ve ona uzun uzun bakıyordu. hatta o, bu bakışları birkaç kez yakalamıştı da. ancak bakışmalar her seferinde saniyeden daha kısa sürmüştü. bir şekilide o kızın ismini de öğrenmeyi başarmıştı. bir öğretmeni kıza '' seren '' derken duymuştu. o günden beri her defterinin her sayfasına o adı yazmaya başlamıştı '' SEREN ''. internetten ismin anlamını da araştırmıştı. isim galler dilinde yıldız anlamına geliyordu. onun için seren, okulun yıldızıydı. çok güzel bir kız değildi aslında, ya da belkide öyleydi ama seren'den hoşlandığını açıkladığı arkadaşı gülerek söylemişti yıldız'ının '' çirkin '' olduğunu, ama o seren'i çok beğeniyordu. arkadaşının ne düşündüğünü o kadar da önemli değildi.

kafasından binlerce şeyi geçirerek durakta otobüsü beklerken, kızın kendisine doğru yaklaştığını gördü. heyecandan ne yapacağını bilemez halde durağın arka tarafına geçti. kızın kendisine doğru geleceği aklının ucundan bile geçmemişti. ancak seren, onu izleyerek durağın etrafından dolanmış ve yanına gelmişti artık göz gözeydiler. dervel heyecandan neredeyse titrerken, kız konuşmaya başladı:

- günaydın aynı okuldayız sanırım, seren ben.

- evet öyle, benim adım da dervel. sana da günaydın.

- nasılsın dervel ?

- iyiyim sen ?

- ben de iyiyim.bugün sen de okula gitmiyorsun sanırım?

- evet gitmiyorum bugün.

- taksime gidiyorum ben. gelmeyi düşünür müsün karşıya?

Hiç yorum yok: