26 Kasım 2009 Perşembe

bayram mesajı

13-14 yaşlarındayken özgür iradeye inanmadığımı ''bir zar düşün :) 5 gelme olasılığı altıda bir ihtimal diyoruz :) ama aslında zarı attığın anda ne geleceği belli :) o anki şartlara göre, elinden çıkış hızına göre, zarın kaç kere sekeceği ve ne geleceği belli :) nöronlarımız da aynı fizik kurallarından bağımsız değil :) sadece çok daha fazla olasılık var, ama olasılıklar arasında seçimi yapan biz değiliz :) sistemin içinde olduğumuz için seçim yaptığımızı zannediyoruz :) ne yapacağımız zaten belliyse ve bunu belirleyen şartlar kontrolümüz dışındaysa (aranızda nöron terbiyecisi varsa bilemem) aslında seçim yapıyor sayılmayız :)'' türünden sikko analojilerle, dünyada ilk kez benim akıl ettiğim bir düşünceymiş gibi çevremdekilere açıklamaya çalışırken internette ''havaya fırlatılan taş eğer konuşabilseydi mutlaka kendi iradesiyle yola çıktığını söylerdi.'' aforizmasıyla karşılaşmış, ''kim lan bu fikrimi çalıp da millete aforizma diye pazarlayan göt lalesi?'' diye araştırma yaptığımda da karşıma benden 350 sene önce yaşamış olan spinoza çıkmış, ''bu dünyaya katacak hiçbir şeyim yok, söylenecek her şey söylenmiş. 350 sene önce yaşasaydım şimdi beni konuşacaktı herkes.'' klişesini dile getirmeme sebep olmuştu. 31 aralıkta insanların aslında doğum günümü değil de yılbaşını kutladığını öğrendiğim zamanki kadar olmasa da büyük bir travma yaşamıştım. sonra kendimi futbola verdim ''beşiktaş feneri yine marizledi ehehe'' muhabbeti hayatımda daha fazla yer edinmeye başladı. üzgünüm, mevzubahis spinoza olunca ''sadece hayatımı çalan insanlardan biri'' düşüncesinden öteye gidemiyorum. (solipsizme benden önce atlamış berkeley var mesela, o da ayrı bir travmanın konusu.) bu arada en tepedeki sikko analojime ''olm kuantum fiziği var lan, atomaltı geyiklerde ne olacağı gayet belirsiz. determinism sucks, heisenberg rocks'' diyerek saldırmayacağınızı bilsem de ben ''preemptive strike''ımı yapayım, petrol yataklarınızı şimdiden kontrolüm altına alayım: ''bizim hesaplayamamamız hesaplanamayacağı anlamına gelmez.''

neyse işte, spinoza günleri yaklaşırken benim aklıma bunlar geldi. velhasıl spinoza kötü biri. neden kötü? çünkü hayatımı çaldı. neden hayatımı çaldı? çünkü kötü biri (totolojilerleyasiyorum.com). aslında bakarsan çoğu şey totoloji, ister basit olsun ister karmaşık, fark etmez. gerçekliğini gerçek olduğunu iddia eden bir kitap üstünden kanıtlamaya çalışan bir din de totoloji, haklılığını haklı olduğuna inandığı bir siyasi liderin söylevlerine referans vererek ispatlamaya çalışan bir ideoloji de... kütle, zaman, enerji gibi kavramları ortaya atan (evrenin özünde olan şeyler değil bunlar), doğruluğunu kendi içindeki matematiksel tutarlılığa ve bu kavramlara dayandıran teorik fizik de totoloji (araç olarak kullanılan matematik de totoloji), ziya şengül'ün celallenip ''bey! beeeey! bu fenerbahçe fenerse, bu fener fenerbahçe değil.'' demesi de (bundan biraz şüpheliyim ama)... kendi içinde tutarlı fakat birbirleriyle çelişen düşüncelerin çatışmasında, tarafların sadece kendilerinin haklı olduğuna inanmasının sebebi de başka bir şey değil. savundukları düşünce kendi içinde tutarlıysa otomatikman haklılar. (onlar haklıysa da karşı taraf haksız önkabulü var.) lan düdük, paradigmalarınız farklı, kavramlara yüklediğiniz değerler farklı, mevzubahis tutarlılıksa aynı bokun lacivertisiniz, tutarlılıktan daha ötesine ihtiyaç var desem tesiri yok, sussam gönül razı değil? benim olayı ele alışım da totolojiden öteye gitmiyor, tongaya basmadım, sadece totoloji yaptığının farkında olan bir totolog olduğumu söyleyebilirim. her şey totoloji nasolsa yeaa hepsi bir dediğimi de sanmayın. sonuçta şarap var tadı damağında kalan, şarap var köpeköldüren. sarhoş olmak istediğin zaman hepsi şarap işte deyip geçme, imkanın varsa güzelinden iç.

Hiç yorum yok: