5 Mayıs 2009 Salı

TÜRKİYE DARBELER TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ(1)

Bu topraklarda monarşi 83 yıl önce yıkıldı(?) ama demokrasi bir türlü oturamadı,benimsenemedi ve işte ben bu yazılarda bu benimseyemeyişin başlıca sebebi olan askeri müdahaleler üzerine birkaç söz söyleyeceğim.Her darbeyi önceki ve sonraki dönemleriyle birlikte inceleyip elimden geldiğince demokrat olmaya çalıştım umarım keyifle okursunuz.

İLK DARBE:

Türkiye 46’da demokrasiye(?) geçmeden önce iki kez bunu denemişti ama bu denemeler başarısız olmuştu(bu başarısızlıklarla başka yazılarda karşılaşacağız).46’da ise sık sık bakıma girip ayardan geçip devam edecek bir demokrasimiz oldu.46 seçimleri birçok tartışmayla(açık oy gizli tasnif,çalınan sandıklar) geçtikten sonra 50 seçimlerinden Demokrat Parti zaferle çıktı.DP 10 yıl süren iktidarında birçok tartışmalı karara imza atmış(tahkikat komisyonları,Kore savaşı,Marshall yardımları),birçok tartışmalı olay DP iktidarında yaşanmıştı.(6-7 eylül,kanlı biten öğrenci olayları).DP iktidarının son döneminde demokrasiden iyice uzaklaşmış,basının özgürlüğünü hemen hemen sıfıra indirmiş,muhalif seslere tahammülü kalmamıştı.Böyle bir ortamda 27 Mayıs 1960’da TSK yönetime el koydu.Demokrasiden uzaklaşan DP’ye reva olarak darbe görülmüştü.Demokrasiyi kurtarmak için demokrasiden vazgeçilmişti.Bu darbeyle DP milletvekilleri,bakanlar,başbakan ve hatta cumhurbaşkanı tutuklanmış ve daha sonra kurulan mahkemelerde başbakan ve iki bakan asılmış,cumhurbaşkanı ve birçok milletvekili ağır hapis cezalarına çarptırılmıştır.Bu darbeyle birlikte yönetime daha sonra cumhurbaşkanı olacak Cemal Gürsel’in başkanlığında ki Milli Birlik Komitesi geçmiştir.Bu komite bir ironi abidesi olan özgürlükçü ve görece demokrat 61 anayasasını hazırlatmış(hazırlanış ve kabul ediliş süreci elbette son derece antidemokratiktir) ve DP’lileri yargılayacak olan Yüksek Adalet Divanı’nı kurmuştur.27 Mayıs dönemi,yapılan ilk genel seçimden DP’nin devamı olarak nitelenen Adalet Partisi’nin zaferle çıkmasıyla kısmen sona ermiştir(darbeler arka arkaya geldiği için aslında bu dönemin çok daha uzun sürdüğü düşünülebilir).TSK içinde bu sonuçtan memnun olmayan cuntalar vardı.Onlara göre bu bir karşı darbeydi ve en kısa zamanda durdurulmalıydı.

Memnun Olmayanlar Var:

AP’nin seçim zaferinden memnun olmayan cuntaların planı şu şekildeydi:
Seçimler geçersiz sayılıp partilerin faaliyetleri durdurulacak,meclis kapatılacaktı.Bunların hepsini 3 güne sığdırmak zorundaydılar çünkü 3 gün sonra yeni yasama yılı başlıyordu.Cuntalar hazırdı üstelik bu kez uzun süreli olarak iktidarı ele geçirmeyi planlıyorlardı.Bu durum devam ederken bir önceki darbeyi izlemekle yetinin İsmet İnönü bu kez ağırlığını koydu ve müdahaleyi engelledi pazarlıklar sonucu ordu şu şartla darbeden vazgeçti:İsmet İnönü başbakan,Cemal Gürsel cumhurbaşkanı olacaktı.Şartlar kabul edildi ve yeni meclis açıldı AP-CHP koalisyonu kuruldu İnönü ilk koalisyon hükümetinin başbakanı oldu(darbeyi engellemesinin meyvesi bu olmuştu belki de).


Kışlalar Yine Rahatsız:

Bu koalisyon bir süre kör topal idare etti ama kışlalar yinede rahat değildi.Tarihler 22 Şubat 1962’yi gösterirken:Harp okulu komutanı Talat Aydemir komutasındaki cunta yönetime el koymaya karar verdir.Gerek yöneticilerin kararlılığı gerekse Aydemir’in silahlı çatışmadan çekinmesi bu harekatı başarısız kılmış Aydemir emekliye sevk edilmiş fakat darbe hayallerinden vazgeçmedi.Hemen hemen 1 yıl sonra 21 Mayıs 1963’te Talat Aydemir arkasına yine bir grup Harbiyeliyi alarak harekete geçmiş fakat bu girişim ilkine göre daha sert bastırılmış ve 8 kişi hayatını kaybetmiş 26 kişi yaralanmıştır.Daha sonra yargılanan Talat Aydemir idama mahkum edilmiş ve cezası infaz olmuştur.Bu idamı gerçekleştirenlerin arasında 27 mayısçılarında bulunması bize şunu tekrar öğretir darbe yapmak meşrudur suç olan darbe girişimidir.

Yükselen sol:

60’lar Türkiye için hareketli geçiyordu.Bir darbe anayasası olmasına rağmen bir ironi abidesi olarak 61 Anayasa’sı özgürlükçü hatta kimilerine göre fazla özgürlükçüydü.Ülkedeki mevcut ortam solun önünü açıyor insanların özgürlük istekleriyle sol daha da güçleniyordu.Beklenen patlama 1965 seçimlerinde gerçekleşti:Türkiye İşçi Partisi(TİP) bu seçimde 54 ilde 276.000 oy %3 oy oranı ve seçim sisteminin adilliğiyle(nispi temsil ve milli bakiye) mecliste 15 sandalye kazandı.Fakat TİP ’in bu yükselişi kısa sürdü.Bunun sebeplerinden biri elbette merkezin yükselen sola karşı aldığı net tavır.Bir diğeri ise Türkiye’de solun dağınıklığı oldu.TİP ’in savunduğu işçi merkezli devrim tezine aydın merkezli bir devrim teziyle cevap veren Doğan Avcıoğlu önderliğinde bir grup vardı.Bu grubun muhalefetinin merkezi Yön Dergisi oldu.Yön Dergisi ve yazarları işçi tabanlı bir sosyalizme hazır olunmadığı görüşünde birleşiyor ve TİP ’in stratejisine karşı çıkıyorlardı.Tarih Yön dergisini haksız çıkardı.1970 yılının Haziran ayının 15. ve 16. günlerinde AP ’nin çıkartmak istediği sendika yasasını(AP 274 ve 275 sayılı sendika kanununda değişikliğe gitmek istemiştir bu değişiklik sendikaları zor durumda bırakan ve sendikalaşmayı güçleştiren bir değişikliktir.)protesto etmek için yüz binlerce işçi sokaklara döküldü.Bu iki günlük yürüyüş,Yön Dergisi’nin işçilerin yeterince bilinç sahibi olmadığı tezini büyük ölçüde çürümüş oldu ama bu işçi hareketi 65ten bu yana güçleneceğine,karşılaştığı büyük engellerle güç kaybeden ve içinde görüş ayrılıkları yaşayan TİP ’e de yaramadı.Zaten bir yıl sonra yine yeni yeniden bir askeri müdahaleyle TİP ’in siyasi hayatı son buldu.Her ne kadar 70lerin ortasında TİP yeniden açıldıysa da hiçbir zaman eskisi kadar etkili olamadı.

Solun bu yükselişi meyvesini 12 Mart 1971’de verecek ve ordu bu sefer yönetime doğrudan el koymasa da sert bir mektupla(darbe tehdidi içeren)hükümeti istifaya zorlayıp,yönetime dolaylı yoldan el koyacaktı.

Burada yazımın ilk bölümünün sonuna geliyorum.Sonraki bölümlerde 12 Mart’ın sonrasını 12 Eylül,28 Şubat ve 27 Nisan’ı inceleyeceğim tekrar görüşmek üzere.

Mahmut Can İSAL

Hiç yorum yok: