31 Aralık 2009 Perşembe

duvarsız seneler

2010 yılında bu arkadaş kadar duvarsız,



bu arkadaş kadar ipatingalı,





olmanız dileğiyle, iyi seneler.

26 Aralık 2009 Cumartesi

cyfaill

sevgili sevim irem erzincanoğlu,

bugün 26 aralık 2009 ve dünyada geçirdiğin 19 yıl içinde doğum gününü henüz 5. kez kutluyorsun. beni tanımadan önce kutladığın doğum günlerini hiçe sayıp gerçek doğum günün olarak 26 aralık 2005 tarihini kabul ettiğini biliyorum. bu seni mutlu ediyor eminim. şunu söylemem gerekir ki; senin bu mutluluğun benim mutluluğumun yanında devede kulak kalır.

şimdi aklından geçiyor ''doğum günü benim, bu çocuk neden mutlu ?'' söyleyeyim SİE: mutluyum çünkü senin gibi bir arkadaşım var, mutluyum çünkü senin gibi bir arkadaşım gerçek doğum tarihini benim için hiçe sayıyor. mutluyum çünkü, sen arkadaşım olarak son 4 yılda her anımda yanımda oldun. umarım ben de senin yanında olabilmişimdir. SİE, 26 aralık senin için olduğu kadar benim için de çok önemli bir gün. eminim gelecek onlarca 26 aralık ta dostluğumuz sürüyor olacaktır. doğum günün kutlu olsun sevim irem erzincanoğlu.

seni seven dostun mci.

not: başlıkta ki kelime isminin galcesi.






birlikte resmimizi bulamadığım için böyle şeyler yaptım.


24 Aralık 2009 Perşembe

merhaba



bu fotoğrafa dikkatlice bakın.

merhaba ben mahmut. kıvırcık saçlı kocaman kafalı 20 yaşında biriyim ben. hukuk okuyorum. gerçekten. inanmayana öğrenci belgemi gösterebilirim. şu an saat 03:15. ben internette bazı şeylere bakıp dönene kadar 03:18 olmuş. şu an hiç uykum yok. en az 1 saat içinde gelecek gibi de durmuyor. bu yüzden sizlere galatasaray kariyerinde benim bildiğim kadarıyla 34 gol atan (22 lig, 11 avrupa, 1 kupa) sopa yutmuş süper golcü süper mario jardel'in hafızalarınızda '' jardel'in karısı porno yıldızı '' şeklinde kalmış olabilecek karısı karen matzenbacher'in google görsellerde karşınıza çıkabilecek bir fotoğrafını sunuyorum. (hem de playboy dergisi kapağı sene 1995). saat 03:30.

hadi şimdi gidin ve yukarıda duran fotoğrafa dikkatlice bakmayı sürdürün. saat 03:33.

ulan onca yazdıktan sonra bunu görmek çok koydu. blogun saati bozuk :/.

22 Aralık 2009 Salı

portakal

teknik direktörümüz büyük şef'in güzel ülke hollanda için yazdığı bir şiir.

Biz Amsterdam'da her gece mehtaba çıkardık,
Keklerimiz neşe dolar zevke dalardık.
Sen ne güzel ülkesin
Benim güzel Hollanda'm

Fahisenin bolluğu,
Jigolonun büllüğü.
Sen ne güzel ülkesin
Benim güzel Hollanda'm

Gençlerin hayali,
Ülkende geçirmek günlerini.
Sen ne güzel ülkesin
Benim güzel Hollanda'm

Setlerle çevrili toprakların
Çünkü deniz seviyesinin altındasın
Ama sen kalbimizde en yukarıdasın.
Benim güzel Hollanda'm

Turuncu formaların,
Hücumcu hocaların,
Futbolun kralısın.
Benim güzel Hollanda'm

Red light,space cake ve magic mushroomun,
En kralını barındırırsın.
Sen ne güzel ülkesin
Benim güzel Hollanda'm

Tahta ayakkabılarına
Kurban olalım,
Yeldeğirmenlerinde savrulalım.
Sen ne güzel ülkesin
Benim güzel Hollanda'm

21 Aralık 2009 Pazartesi

shabani nonda

sevgili dostum gizem yılmaz'a ufak bir armağan.






20 Aralık 2009 Pazar

harry kewell



her şeyin yakıştığı adam.

16 Aralık 2009 Çarşamba

yavaş yavaş dönüyoruz


en son 24 mayıs 2009 tarihinde kafe pi halı saha turnuvasında sahaya çıkmıştık. bu tarihte, olaylı bir maç sonucunda tam 35 isimli takımcığa yenilerek turnuvaya yarı finalde veda etmiştik. kimi çevreler üzerimizde oynanan oyunlar sonucunda yıldığımız ve sahalara dönmeyeceğimiz söylentisini yayarak, sevenlerimizi üzüyor ve endişelendiriyorlardı.

yüce ipatinga'lılar artık cevap verme vakti geldi. heyecanlandığınızı biliyorum ve size beklediğiniz açıklamayı yapıyorum: ipatinga sk aylar sonra sahalara dönüyor. cuma günü dolapdere arena da ''bilgi es-es kriket ve futbol kulübü'' ile yapacağımız maçla taraftarımızla buluşuyoruz. cuma akşamı şanlı takımımız yeşil beyaz kaplanların geri dönüşüne tanıklık etmek isteyen herkesi cuma akşam saat 19:00 da dolapdere arena ya bekliyoruz. unutmayın sevgili dostlar ''ipatinga'lı olmak adam olmaktır''.

15 Aralık 2009 Salı

galce notları 1

hukuk-gyfraith
yarın-yfory
evren merkezi her yerde çevresi hiçbir yerde olan bir küredir-y bydysawd yw byd gyda'i ganolfan ym mhobman a'i gylchedd unlle
sosyalizm-sosialaeth
britanya-Prydain
arkadaşlık-cyfeillgarwch
tanrı-duw
kırmızı ejderha-y ddraig goch
futbol-pêl-droed
galler-Cymru
irlanda-Iwerddon
ingiltere-lloegr
yıldız-seren
bir-un
iki-dau
üç-tri
dört-pedwar
beş-pum
the-y
gel-dod
git-mynd
bugün-heddiw
gelecek-yn y dyfodol
dün-ddoe
cardiff-caerdydd
ada-ynys
gölün hanımı-wraig y llyn
göl- llyn
excalibur-Caledfwlch
kan-gwaed
sen-chi
ben-i
o-y
deniz-môr
şehir-caer
göl-llyn
evet-ie
hayır-dim
üzgünüm ama galcem iyi değil-ddrwg gennym, ond nid fy Cymraeg mor dda
ingilizce-saesneg
güneş-haul

14 Aralık 2009 Pazartesi

serdar ortaç'ı anlamak

3 aydır serdar ortaç'ın şarkı sözleri ve hayatı üzerine yoğun bir çalışma yapıyorum ve kendisini anlamak için 3 ay yetti diyebilirim. yok lan, şaka yapıyorum tabii ki de, 10 senedir serdar ortaç üzerine çalışıyorum ve daha öğrenecek çok şeyim var. o'nun hayatını konu alan ''serdar ortaç ağladığında'' isimli bir kitap da yazıyorum, yakında çıkacak piyasaya. bugün ise kendisinin ''dansöz'' isimli şaheserini incelemeyi düşünüyorum. inceleyelim bakalım:

''itiraf ediyorum itiraf
başladı yaralı aşklara tadilat''

serdar ortaç'ın bilgi kuramına baktığımızda kendisini deneyci filozoflar arasında konumlandırdığını görüyoruz. bu minvalde serdar ortaç'a göre ''aşk'' da a priori değil, a posteriori olarak var olan, doğuştan gelmeyen, deneyimlerle öğrenilen bir kavram. aşkı metafiziksel bir sabit olarak görmeyen serdar ortaç, alıntıladığımız bölümde yaralı aşklara tadilatın başladığını söyleyerek, deneyimlerin tekamüle yol açacağı ve hayal kırıklıklarıyla sonuçlanan deneyimler aracılığıyla edinilen geri besleme mekanizmasının sistemde zamanla düzelmeye yol açacağını vurguluyor.

''masumum, dışarıdan daha masumum,
maalesef, bunun için sana mecburum''

bu bölümde ise insan doğası hakkındaki görüşünü öznelci bir yaklaşımla ele alıyor serdar ortaç. hobbes'a göre insan insanın kurdudur, insanları serbest bıraktığınızda kaos kaçınılmazdır ve sürekli bir savaş hali yaşanır. bu sebepten dolayı hobbes insanların bir otoriteye muhtaç olduğuna inanır. buna karşılık rousseau ise insan doğası hakkında daha iyimserdir. ona göre insan merhametli bir varlıktır, masumdur. özel mülkiyetin getirdiği eşitsizlik ve o eşitsizliğin yarattığı kültür insanı kendi doğasından uzaklaştırmış ve mutsuz yapmıştır. serdar ortaç ise farklı bir perspektiften yaklaşıyor konuya. tüm insanları aynı kefeye koyan görüşün aksine kişiler arasında masumiyet farkının olabileceğine vurgu yapıyor, kendisi ne hobbes kadar karamsar ne de rousseau kadar iyimser. ''maalesef bunun için sana mecburum'' kısmında ise insanın toplumsal bir varlık olduğunu ''birey'' olarak bu dünyada tutunamayacağımızı vurgulayarak aristoteles'e selam ediyor, bireyin ancak toplumsal yapı içersinde anlam kazanacağını ve masumiyetinin de bu ilişki içersinde ortaya çıkacağını söylüyor. peki bunu söylemesi öznelci yaklaşımla çelişmiyor mu? kafalar karıştı. öyleyse devam edelim.

''yüksek uçan kuşun, yüreği sarhoşun.
acı çeker gibi, kölesi olmuşum.
kavga edenlere, bana küsenlere.
yüreği çark edip, geri dönenlere.''

serdar ortaç bizleri şaşırtmaya devam ediyor. burdaki yüksek uçan kuş göndermesinin elbette nietzsche'ye yapıldığını siz de anlamışsınızdır. nietzsche'nin ''yükseldikçe uçma bilmeyenlere daha küçük görünürüz'' lafına sarkastik bir yaklaşımda bulunmuş ve uçan şey kuş olsa bile kölesi olunabileceğini, meselenin köle olan taraf açısından büyüklükte küçüklükte bitmediğini (ki burada nietzsche'nin o ünlü ''köle ahlakı''na da dokunduruyor), rollerin herdaim değişebileceğini, uçma bilmeyenlerin nietzsche tarafından fazlasıyla oryantalist bir bakış açısıyla ele alındığını vurgulamış. keza yüreği sarhoşluk kısmı da yine nietzsche'nin ''eğlenceaa eğlenceaa'' mottolu şarap tanrısı dionysos'a yapılan bir gönderme. kavga edenler, küsenler kısmı ise nietzsche'nin bir zamanlar dostu olan wagner'le arasının açılmasına, aralarındaki gel-gitli ilişkiye atıfta bulunuyor.

''affet diyen kim? ez geç diyen kim?
aşktan çeken kim? benim kadar...''

bu bölümde serdar ortaç ideolojik çoğulculuğu savunuyor. bir başkası tarafından kişilere ne yapılması gerektiğinin söylenmesini manasız buluyor. ayriyeten yine insanoğlunun dünyayı kendi etrafında dönüyomuş gibi algılamasına da yine sarkastik bir yaklaşımda bulunarak ''aşktan çeken kim? benim kadar'' diyor. yani, aşktan en çok kendisinin çektiğini iddia eden milyarlarca insanı tiye alıyor.

''ölene kadar aşık olamazsın
birisi çıkar onu anlayamazsın
sen o tür oyunlara katlanamazsın
senin bir kalbin var...''

işte bu sözlerle serdar ortaç bizleri bir kez daha allak bullak ediyor. kendisi aşık olmak hakkında objektif bir tanım yapılamayacağına olan inancından dolayı daha postmodern bir tutum sergiliyor. bu sebepten dolayı bizlere nesnellik kisvesi altında dayatılan aşık olma halinin belki de hiçbir zaman yaşanmayacağına ve bu çarpıtılmış kavrama olan dogmatik bağlılığımızdan dolayı aradığımız şeyi bulamayacağımıza, aradığımız şeyin gerçekte hiç var olmama ihtimalinin de bulunduğuna vurgu yapıyor. nesnel yaklaşımı yerle bir ettikten sonra subjektif bir bakış açısıyla ''senin bir kalbin var'' diyor, ''hayatı sana dayatıldığı gibi değil, kendi anladığın gibi yaşa''.

''hadi diyelim biri çok deli sevdi
senin için her şeyi her şeyi verdi
ya bir gün olur sana bel kıvırırsa?
binlerce dansöz var...''

burada ''biri çok deli sevdi'' diyerek aslında bi ara ntv'de de yayınlanan ''aşk delilik midir'' temalı belgesel üzerinden aşk hakkındaki bilimsel araştırmalara da yine postmodern tavrını koruyarak yaklaşıyor. bilimin hakikati anlamak için en iyi yol olduğunu savunan modernist görüşün aksine postmodern görüş, en iyi yolun hangisi olacağına dair bir çıkarımda bulunmanın imkansız olduğunu savunuyor. işte o ''biri çok deli sevdi'' lafının önüne ''hadi diyelim'' kısmını eklemesi modernist yaklaşımın o kesinlik içeren üslubuna bir hayli mesafeli olduğunu gösteriyor. sonraki kısımda ise yine modernist yaklaşımın tehlikelerinden bahsediyor, hakikat olarak tahayyül ettiğimiz şeyin aslında modernist bakış açısıyla bakınca dansöz gibi göründüğünü, gerçekte ise teorilerimizin hakikati algılamak için kullandığımız birer araç olduğunu ancak asla hakikatin yerine geçemeyeceğini vurguluyor. teorilerimizi hakikatle karıştırma gafletine düşersek daha önce de binlerce defa şahit olduğumuz gibi yanlışlanan teoriler bizde hakikatin de yanlışlandığı, hakikatin de dansöz gibi kıvırdığı algısına yol açıyor. daha da ötesi, kendi içinde tutarlı ancak birbiriyle çelişen binlerce farklı teori, binlerce farklı hakikat ve binlerce potansiyel dansöz manasına geliyor.

işte bize anlatılmayan serdar ortaç. bize o'nun felsefi yönünü anlatmadılar. o'nu anlamaya çalışmadılar. o'nu anlamadan tanrılaştırdılar, tanrılaştırdıktan sonra da anlamak imkansızlaştı gibi. ancak birisinin bu işi üstlenmesi gerekiyordu. ben üstlendim. sizin için üstlendim.

13 Aralık 2009 Pazar

bayrak

aşağıdaki bayraklar gibi karizmatik bayrağım olsun eski parayla 100.000 lira borcum olsun. hatta gördüğüm zaman titreyedebilirim.









sıkıldım

bugün çok sıkıldığım için; google görsel aramalarında bazı kelimeleri aratınca karşıma çıkan ilk fotoğrafları sizlerle paylaşacağım.

kilit:




turşu:




makara:



güneyodoğu:




tourette:


sevdiğim şeyler 1

bugün çok sıkıldığım için, sizlere sevdiğim bazı şeyleri söyleyeceğim. beni yakından tanıma fırsatını iyi değerlendirmenizi umuyorum. yakın bir zamanda quiz var.

1- patates püresini severim.
2- galatasaray'ı severim.
3- turuncuyu severim.
4- domates çorbasını severim.
5- siyah gömleğimi severim.
6- yeşil kazağımı severim.
7- camel'ı severim.
8- üzeri yazılı beyaz çakmakları severim.
9- dostlarımı severim.
10- pes oynamayı severim.
11- futbol izlemeyi severim.
12- britanya'lıların müzik yapmasını severim.
13- ipatinga'yı severim.
14- uyumamayı severim.
15- rüzgarsız, soğuk havaları severim.
16- star wars serisini severim.


şimdilik bu kadar. devamı yakında, sadece ipatingaskblog'da.

star wars ladies

taffarel

taffarel postumu onu özlemekte olan dostum mesut'a armağan ediyorum.












6 Aralık 2009 Pazar

3 Aralık 2009 Perşembe

annesine çekmiş 3

çemberimde gül oya:

kızı: melisa sözen ( feriha )



anne: özge özberk ( yurdanur)


komplo momplo

her ne kadar yıllanmış okurlarım bu korkunç komplodan haberdar olsa da ülke menfaatleri söz konusu olduğu için buraya da yazayım dedim, daha fazla insan teyakkuz haline geçsin istedim. oda sıcaklığında okuyunuz.

''geçti bor'un pazarı sür eşeği niğde'ye'' diye bir atasözü var, bilirsiniz. bilmeyen varsa da şimdi öğrenmiş oldu. işte geçenlerde bu söz aklıma takıldı. bu sözün ''artık iş işten geçti, fırsatı kaçırdın, geç kaldın, zamanında davranacağına malak gibi yattın'' gibi bir anlama sahip olduğu söylenir. ben öyle anlıyorum en azından. işte geçenlerde bu sözü, aklıma geldikten sonra içimden 10 kere falan tekrar ettim. tekrarlar sonuç vermişti. bizlere atasözü olarak yutturulmaya çalışılan bu lafın aslında ne gibi amaçlara hizmet ettiğini anlamıştım. yaşadığım o aydınlanma anından sonra dakikalarca titredim. tarihi bir ana tanıklık ediyordum. bu tanıklığın stresini azaltmak için sigara yaktım. 10-15 tane içtim üstüste. biraz öksürdüm, öksürmedim değil. sonra acaba sigara içerken nasıl görünüyorum diye gidip aynadan kendime baktım, akabinde bu hareketimden dolayı kendimden tiksindim, depresyona girdim, intihar etmek istedim, facebook hesabımı kapattım filan. sonra 3-4 tane prozac yuttum ve kendime geldim. artık facebook hesabımı tekrar açabilir statümü ''berk is back'' yapabilir, arkadaşlarımın ''oo hoşgelmişsin geri dönmüşsün, çok özlediiik'' gibilerinden mesaj ve wall postlarıyla muhatap olabilirdim. ancak facebook hesabımı kapatışımla tekrar açışım arasındaki sürenin 1.5 saat olduğunu fark edince hesabımı kapatmış olduğumu muhtemelen kimsenin anlamamış olacağını düşündüm ve tekrar depresyona girdim. kendime yabancılaştım falan. böyle gel-gitler, git-geller yaşadım. git-geller yazdığım şu esnada aklıma uri geller geldi. geldiği gibi gitti.

neyse esas konuya gelelim. şimdi dünyadaki bor rezervlerinin %70'i türkiye'dedir biliyorsunuz. üzerinde en çok geyik yapılan şeylerden biridir bu.


fwd: çok önemliii !!!!!!

> >>23487293847 milyar dolar değerindeki bor rezervlerimiz

> >>dış mihraklar ve işbirlikçiler yüzünden kullanılamıyor

> >>WATAN PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR

> >>WATANINA SAHİP ÇIK UYUMA!!!!1!!11


tadında forward maillerle bor rezervlerimizin önemi herdaim hatırlatılır ve o rezervleri kullansak dünyayı ele geçirecekmişiz de bir takım hainler yüzünden direkten dönmüşüz mesajı verilir. işte ben de lan dedim, madem herkes bu konuda atıp tutuyor, hakkaten niye harekete geçilmiyor? işte bu sorunun cevabı, yazının en başında bahsettiğim atasözünde saklıydı. neydi atasözümüz? ''geçti bor'un pazarı, sür eşeği niğde'ye''. şimdi bu cümlede ''bor'' sanki bir yerleşim birimiymiş, niğde'nin ilçesiymiş, orda kurulan pazar kaçırılmış ve artık iş işten geçtiği için şehir merkezine geri dönülmesi gerektiği anlatılıyormuş gibi düşünüyorsun ilk bakışta. halbuki bu, dış mihrakların ve işbirlikçilerin bizlere oynadığı bir oyun aslında. toplumsal bilinçaltını bu atasözüyle(!) kontrol ediyorlar. atasözü(!) duyulduğunda, asıl anlamının yanı sıra ''bor madeninin artık önemini yitirdiği, pazar değeri kalmadığı'' gibi çağrışımlar da yapıyor farkında olmaksızın. yani o sözdeki ''bor'' ilçesi tesadüfen seçilmiş değil. sözün ikinci kısmı da ''sür eşeği niğde'ye''. peki niğde'ye baktığımızda ne görüyoruz? ne görüyoruz bilmiyorum ama neyi göremediğimizi çok iyi biliyorum: bor rezervi. evet niğde'de bor rezervi yok. sür eşeği niğde'ye diyerek dikkatimizi bor rezervi olmayan yerlere yoğunlaştırmamız gerektiğine inandırıyorlar bizi. ve sonuç ortada! herkes bi yandan bor rezervlerinin öneminden dem vurup bu potansiyelin kullanılmamasından şikayetçiyken mevzubahis atasözünün(!) yaptığı etki yüzünden kimse harekete geç(e)miyor :(


işte o aydınlanma anında bunlar geçti aklımdan sevgili yurttaşlarım. tarihi bir andı bu. ülkemiz için dönüm noktası olabilirdi. insanları bu konuda bilinçlendirirsem atasözünün(!) yaptığı etkiyi pasifize edebilirdim. işte bu sebepten dolayı bu yazımla sizleri bilinçlendirmeyi hedefledim ki siz de başkalarını bilinçlendiresiniz.

not: bu yazıyı herkese gönderin!! çok önemli!!!1!!!1 eğer bu yazıyı 7 gün içinde 777 kişiye göndermezsen the ring'deki kız telefon ediyormuş. sonra telefonun içinden çıkıp sana saçlarını yediriyormuş. benden söylemesi...

29 Kasım 2009 Pazar

bence mümkün

mahmut'un emeğe saygıyı, +repleri, tıklanmış teraziyi hak eden türk spor basınından seçmelerine bakınca aklıma şey geldi. halkın entel-dantel işi olarak gördüğü meseleler spor basınımızınkine benzer bir üslupla, über-yaratıcı manşetlerle aktarılsa mevzubahis meseleler daha fazla ilgi çeker mi? kıraathanelerimizde mesela post-yapısalcılık üzerine kavga çıkar mı, yağız delikanlılarımızdan neo-pozitivistlerle post-modernistler bilim felsefesi üzerine kanlı bıçaklı olur mu, ''dostoyevski'ye küfür etti'' diye adam dövmeye gidenler türer mi, başka bir dünya mümkün mü? mesela şöyle:


EINSTEIN NEWTON'U YİNE MARİZLEDİ
klasik fiziğin babalarından newton hiç kimseden çekmedi einstein'dan çektiği kadar. özel görelilik teorisiyle mutlak uzay-zaman düşüncesini yerle bir eden einstein, şimdi de genel görelilikle kütle-çekim düşüncesini tokatlayarak klasik fizik sevdalılarını bir kez daha marizledi.


GENÇ WERTHER GOETHE GELDİ
almanya'da goethe'nin yazdığı ''genç werther'in acıları'' isimli kitap insanları intihar etmeye yönelttiği gerekçesiyle yasaklandı. goethe'nin yasak koyanlar hakkındaki görüşü ise ''o... çocukları'' şeklinde. genç wertherler rahatsız.



FOUCAULT'DAN PAT KÜT PAT CHOMSKY YİNE HAŞAT
dünya meseleleri ve solun geleceği üzerine tartışmak için bir araya gelen ikilide tokatlayan taraf yine foucault oldu, chomsky yine kahroldu.


SOKRATES'İN HALİ NIETZSCHE
modernitenin haylaz çocuğu nietzsche açtı ağzını yumdu gözünü. antik yunan'da sokrates'le başlayan dönemin köle ahlakına giden yolun başlangıcı olduğunu dile getiren nietzsche sokrates'i dövmekten beter etti.



GELECEĞİ NAH HESAPLARLAR
ortaya attığı belirsizlik ilkesiyle birlikte parçacıkların hiçbir zaman aynı anda konumu ve hızının bilinemeyeceğini savunan heisenberg'in laplace'a cevabı sert oldu. klasik determinizmden yola çıkıp falcılık yapabileceğini zannedenlerin kendisini çok güldürdüğünü söyleyen heisenberg, einstein'ın ''tanrı zar atmaz'' lafı hatırlatılınca ''einstein'a kafam girsin!'' diyerek sözlerini tamamladı.



BİR BABA HİNDİ KARL POPPER'A BİNDİ
bilim felsefecileri arasındaki görüş ayrılığı hızla büyüyor. karl popper'ın öncüsü olduğu neo-pozitivist anlayışı thomas kuhn'dan sonra paul feyerabend da tokat manyağı yaptı. ''yönteme karşı'' isimli kitabında aslında bilimsel yöntem diye bir şeyin olmadığına işaret eden feyerabend neo-pozitivistlerin korkulu rüyası oldu.

türk spor basını